OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Değerli dostlarım…

Öncelikle, sizlere hatırlatma gereğini duyduğum bir konuyu açmak istiyorum…

Bazı yakın dostlarımın “Okyanus ötesinde” olmam dolayısıyla görüşme zorluğundan üzüntülerini beyan ettikleri için, bu chatleri yapmayı düşündüm… Ve diğer görüşmek isteyenlere haksızlık etmemek için de her isteyenin girebileceği bu sisteme geçtim…

Fakat iyi bilinmeli ki…

Bu sohbetler bir tarikat toplantısı değildir ve ortada bir şeyhlik kavramı yoktur…

Bu kadar yıllık araştırma ve incelemesi dolayısıyla pek çok kitap yazmış, bu kadar konuda kendine özgü görüşleri oluşmuş bir okumuş−düşünür ve yazara; arzu edenlerin, kitaplarını okuduktan sonra anlamadıkları konularda, soru sorma fırsatı verme amacıyla düzenlenmiş chatlerdir…

Herkese açıktır…

Lütfen birbirimizin kimliklerini bir yana bırakıp, fikirler üzerinde duralım…

Ve de kimsenin kimseye bağlanması söz konusu olmaksızın; herkes kendi anlayışına göre kendi yolunu çizsin!.. Sonucuna da katlanacağını bilsin tercihinin!

Burada, her yazılanı, herkes yanlış da bulabilir, doğru da!.. Bu, kişinin kendisini ilgilendirir!.. Faydalı buluyorsa, devam eder; bulmuyorsa faydalı bulduğu çalışmalarla yaşamını değerlendirir…

Hiç kimse, hiç kimseye pâye veya mertebe veremez!..

Sakın buna da kalkışılmasın!..

Herkes kendi samimiyetinin ve çalışmalarının karşılığını alacaktır…

Dünya yaşamı, kişinin kendisini eğitme alanıdır…

Ben, yalnızca bildiklerimi kendime saklamanın vebalinden kurtulmak için bunları yazıyorum ve ondan başkaca da bir işlevim söz konusu değil!..

Daha derine dalmak isteyenler, arzu ederlerse bu konuda ehil birini bulur ve ona göre gerekeni yaşar…

Şu anda sanırım 100 kişi civarındayız odada…

Cevap

− 103

Üstad

− Lütfen bu yazdıklarımı iyi değerlendirin…

Kimsenin benim hakkımda dedikleri; ya da, benden naklen diyerek söyledikleri beni bağlamaz!..

Ben diyeceklerimi, kitaplarda yazmış ve kasetlerde konuşmuşumdur…

Benden nakil yapanlar, kendi anladıkları kadarıyla, kendi düşüncelerini dile getirir; bense yazdıklarımlayım…

Ben yanlızca yazdıklarımdan veya kasetlerimde dediklerimden mesûlüm…

Kimsenin de benim adıma konuşma yetkisi yoktur!

Herkes dilediğiyle görüşür, ama o kişilerin görüşleri beni bağlamaz…

Kitaplarımı okuyanları görüyorum ki, her biri başka şeyler anlıyor ve anlatıyor!.. Esasen geçmişte de bu böyle olmuştu… 

Dolayısıyla, siz kendi anlayışınızla, vicdanınız müsterih olacak şekilde yaşayın, kimsenin görüşüyle kendinizi bağlamayın, kimseye tâbi olmayın Allâh Rasûlü’nden başka kimseye tâbi olmayın!..

Bize, istişare tavsiye edilir; körü körüne bağlanmak değil!..

Tahkik tavsiye edilir; taklit değil!

İstişareler sonunda kişi kendi aklıyla kendine rota çizer… Tâbi olmada ise akıl nimetini değerlendirmeyip, onu körletmek vardır…

Öyle ise, tavsiyem; kendi aklınızla, ilminize göre yol çizmektir…

Unutmayın ki, kişinin ameli, niyetine göre değerlendirilecektir…

Evet, bütün bunlardan sonra, bana sormak istediğiniz bir şeyler var mı?..

Soru

− Allâh Rasûlü (s.a.v.) mübarek yatağında son dakikalarını beklerken “Allâh’ım beni Refik-i Â’lâ’ya ulaştır”diye dua ediyordu. Ulaşmak istediği Refik-i Â’lâ nedir?..

Üstad

− Refik-i Â’lâ, “ALLÂH” isminin anlamına yakîn kazanmış birimlerdir… Çeşitli âlemlerden… bildiğim kadarıyla…

Soru

− Tevekkül etmek ne demektir?..

Üstad

− “Allâh’a tevekkül”, her şeyin “O”nun takdiriyle olduğunu bilmektir.

Soru

− Fütûhat-ı Mekkiye’de: “Vesile Cenneti; Adn cenneti ile diğer cennetleri de içine almış en yüksek cennettir” diye geçiyor. Vesile Cenneti’ni açıklar mısınız?

Üstad

− Vesile Cenneti’ne giren bilir elbette ne olduğunu… Bense, bildiğiniz gibi dünyanızda yaşamakta olan bir okur−yazarım… lütfen haddimi aşmaya zorlamayın beni…

Soru

− Keşfi şak, ne anlama gelir Üstadım?..

Üstad

− Keşfi şak, kişinin geçtiği boyutun gerçekleriyle yüz yüze gelmesidir, diye anlıyorum…

Soru

− Üstadım… DUA, zaten takdir edilmiş olanı istemek midir, DUA’da şirke düşmemek için ne yapmalıyız?..

Üstad

− Dua edebilmenin de lütfu ilâhî olduğunu bilmek gerek…

Şirke düşmemek için, şirk kavramından kurtulmak gerek…

Soru

− Satürn’ün ters etkisiyle birimde oluşan sıkıntıyı “Elem neşrah leke sadrek” âyetini zikrederek kalkan mı oluşturuyoruz? Ya da birimde oluşan ters etki mi düzeliyor? Birimsellikten kurtulan NEFS, bu tür etkilere nasıl bakıyor? Bilinç, birimi oluşturan planetlerin üzerinde nasıl düşünebiliyor?..

Üstad

− İnsan, gelen tesiri ortadan kaldıramaz ama yaptığı çalışmayla onun kendisini daha zayıf şekilde etkilemesini sağlayabilir…

Soru

− Üstadım, neden Rasûllere Risâletinden bir süre sonra kader sırrı açılıyor?

Üstad

− Risâlet görevinin hakkıyla edâsı için kişinin kaderinin genelde örtülü olması gerekir… Çünkü geleceği biline biline bildiri yapmak zordur!..

Soru

− Belki tepki alacağım ama, bir soru sormak istiyorum… İslâm’ı şimdiye kadar alışılmışın dışında yorumlamanız ve bazı herkesin anladığı İslâmî terimleri başka kelimelerle açıklamanızın İslâmî açıdan nedenini öğrenmek istiyorum. Teşekkürler Üstadım.

Üstad

− Yaptığım araştırmalar sonucunda edindiğim bilgiler bende böyle bir yorum oluşturdu… Doğru veya yanlış, kişisel kanaatim budur.

Herkes elbette ki, kendine yakın gelen lisan ile olayları değerlendirir… Bizim bu dilimizin de, kendimiz gibilere bir faydası olabilir diye düşünüyorum… Faydası olmuyorsa, zaten o kimse burada vakit kaybetmeyecektir…

Soru

− Cebrâil (a.s.): “Mele-i Â’la seni bekliyor” diyerek nereye davet etti? Refik-i Â’lâ, Mele-i Â’lâ’nın üstünde bir mertebe midir?

Üstad

− Bildiğim kadarıyla diğer bir adıdır…

Soru

− Necm Sûresi 39. âyetindeki “İnsanın say’inden başkası kendinin değil” meâlindeki “say”in hakikat boyutundaki mânâlarından birinin, “Kimseye bağlanmayın Allâh Rasûlü’nden başka” mânâsını anlayabilirmiyiz?.. Diğer mânâlarını lütfeder misiniz?..

Üstad

− Allâh Rasûlü’nün bahsettiği sistemi anlayanlar elbette ki yaşamlarında ondan ibret alarak o yolda yaşarlar… Âlimler, istişare mahallidir; tâbi olma mahalli değil!..

Herkes yaptığı çalışmaların karşılığını alacaktır… Âyetin uyarısına göre…

Yemediğiniz yemeğin enerjisi sizin için oluşmaz bedeninizde…

Soru

− “ALLÂH’ın “Aliym” sıfatıyla kelâm getiren ve götürenlerin adına insan grupları içinde “YILDIZ” denirdi.” Üstadım buradaki “Yıldız”ı nasıl anlamalıyız?..

Üstad

− İlim, karanlık cehil gecesinde insana yol gösteren yıldız gibidir…

Soru

− Her şey, sistemde sebep-sonuç ilişkisi midir..?

Üstad

− Takdirin oluşturduğu sistemde; her şey bir öncekinin doğal sonucu olarak ve aynı zamanda takdirin gereği bir biçimde, açığa çıkar…

Soru

− Üstadım, beyin sadece değerlendirebildiklerini mi ruha yükler?..

Üstad

− Beynin algıladığı her şey!.. Senin farkında olman şart değil!..

Soru

− Bir sorum var Üstadım… Ama soru benim değil, bir abimizin müşkülüymüş… Sormamı istedi, ben de kırmadım

 

Cinler, evliyaların kılığına girebiliyormuş, aldatmak için… Evliyanın terkibi “Hâdiy” isminin mazharı, Cin tayfası “Mudill” isminin mazharı. Mudill isminin mazharı olan Cin tayfası “Hâdiy” ismi olan evliyanın sûretine nasıl girer?

Abulkerîm Ceylî Hazretlerinin “İnsan-ı Kâmil” kitabında bu konuya yer verilmiş. Ve ancak meleklerin evliyaların sûretine girebileceği, cinlerin giremeyeceğini yazmış. Siz ise girebileceklerini yazmışsınız, “Ruh İnsan Cin” adlı eserinizde; bizi bu konuda aydınlatır mısınız?..

Üstad

− Cin değil, cin içindeki “Şeytan” lakaplı sınıf “Mudill” ismi kökenlidir…

Şeytan sınıfı size çeşitli evliya adı altında ve kafanızdaki evliya tasvirine uygun şekilde görünebilir, orijinal sûretini ise elbetteki görmemişsinizdir…

Evliyadan, Allâh Rasûlü’nün ilmine muhalif bilgi gelmez… Geliyorsa, o sûretteki Velî değil, şeytandır!..

Soru

− Kurân’da bazen “biz” yaptık veya “biz yarattık”, bazen de “Allâhû Teâlâ” yaptı, deniyor bu “biz” kimdir Üstadım?..

Üstad

− Çokluk âlemindeki tüm oluşlar melâike aracılığıyla açığa çıkar…

Kurân’da “ALLÂH Adıyla İşaret Edilen Zât”, bazen melâike diliyle açığa çıkarır yaptıklarını, bazen de ağaç veya ateşle… Musa’ya ateşten veya ağaçtan hitap ettiği gibi, bazen de melâike diliyle hitap eder bizlere, ki o zaman, “BİZ” tâbiri kullanılır…

Soru

− Kendinde olsa da açığa çıkaramadığını dışta bulduğuna akışın, genetikten mi?.. Yoksa Astrolojik etkilerden mi kaynaklanıyor?

Aşkın ateşi genetik özellikleri ne kadar değiştiriyor? Yani genetikden gelen virüsleri yakamıyor mu?.. Yoksa virüsler mi aşkı söndürüyor?..

Üstad

− Genetikten gelir… Aşk, kişinin özünde olana yönelişidir… Sönen ise aşk değildir zaten!

Soru

− Üstadım, ölüm üstüme 100 tonluk freni patlamış bir tır gibi gelirken, ben sanki yeteri kadar önlem alamadığımı düşünüyorum… Sizce, yaptığımız çalışmalardan, örneğin çektiğimiz zikirlerden aldığımız verimi nasıl çoğaltabiliriz?..

Üstad

− Boş vakitlerinizde, “Sistem”i anlamak yolunda tefekküre ağırlık vererek…

Soru

− Üstadım, bir arkadaş, muska şekil olarak (üçgen) ve anlam olarak ne ifade eder, faydası var mıdır diye sordu. Teşekkür ederim.

Üstad

− Muskanın müslümanlıkla alâkası yoktur!..

Soru

− Aşk, genetikden gelirse; neden aynı genetik özelliğini taşıyan diğer birimler, neden aynı noktaya akmazlar?.. Üstadım…

Üstad

− Genetikten gelen özelliğin açığa çıkması için astrolojik açılımımızın yani melekî etkinin elvermesi gerekir… 15 dakika arayla doğan kişilerde bile açılım farkı vardır oysa…

Soru

− Hangi olay, hangi konu, hangi problem kafamızı meşgûl ediyorsa, o meşgûl eden şey kadar bu kişi isek; o meşgûliyeti, Yunus Nebi’nin balık tarafından yutulmasıyla özdeşleştirebilirmiyiz? Teşekkür ederim Üstadım…

Üstad

− Olabilir…

Soru

− Üstadım, büyü var mıdır?.. Varsa, üzerimizdeki olumsuz etkisini kaldırmanın yolları nelerdir?

Üstad

− Allâh’a inanan ve sığınanı büyü tutmaz!.. Korunma tekniğini bilmek gerekir!

Herkese iyi geceler… Hoşça kalın…