OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Bilgisayarı bilir misiniz?

Bilgisayarın bedeni vardır, motherboard, derler… Bir de ana hızını sağlayan CPU’su… Benimki öyle yüksek bir zekâ değil, yalnızca II 233! Onun yanı sıra bir de Hard diski vardır, hafızası… Aklının olduğu merkez!.. Bir de ram denen, ön bellek yani acil devreye giren zekâ gibi… Alır o, ana belleğe, hard diske yükler… Ve orada her şey değerlendirilir!

Neye göre değerlendirilir?..

Daha önce veritabanına neler yüklenmiş ise, onlara göre!..

Ham pc’nin hard diski, önce veri kabulü için formatlanır, gelen verileri kabul etsin diye…

Biz doğarken, beynimizin yüzde üç-beşi, gelen kozmik etkilerle, genetik tabanımızdaki bilgilere göre formatlanır…

Eğer yeni bir formatlama yapmazsak ilk formatlanan alana ek olarak; daha sonra o ilk formatlanan alandaki kadarlık veritabanına göre; mevcut bilgilerimizi değerlendirmek suretiyle ölene kadar yaşar; ve gideriz bu dünyadan!

Hard diskteki bilgiler formatlandığı alanı aşamaz…

Bu alan doldu ise, biz ram kapasitemizi kullanarak; pc açık olduğu sürece onları kullanırız; ama, pc kapanınca, ram’daki yani geçici bellekteki tüm bilgiler havaya uçar; ve bizde yalnızca hard diskimizin formatlanmış bölümündeki eski bilgilerimizle başbaşa kalırız…

Bu arada elbette, internet bağlantısı kurarak, modemimizin hızına ve interneti kullanma kabiliyetimize göre başka dünyalara da girebiliriz ki bunu beyninde başarabilenlere “Ricalullâh” diyorlar galiba!..

Beynimizde acil olarak ne yapabiliriz?..

Benim gibi yaşı geçiklerin ilk yapabileceği şey, hard diske yeni alan formatlayana kadar ram belleği arttırmaktır!..

Ram belleğimizi arttırmanın yolu da ZİKİRden geçer!..

Yeni veriler buraya yüklenerek; yaşamımızda bazı yeni idraklara yol açar ki; insanın ortaya koyduğu bütün fiiller, idrakının doğal sonuçlarıdır…

Hard diskin yeni formatı, doğumdan sonra, ancak fiile dönüşen bilgilerle oluşur!..

Fiile dönüşen bilgiler ise, ram’e yani zikirle açılan geçici alana yerleşmiş bilgilerin idrakı yönlendirmesi ile mümkündür!..

Ram, yani geçici belleğin çok sınırlı ise -zikrin yetersizse-, bu defa aldığın bilgiler kayda girmez, taşa dökülen su misali üstünden akar gider!..

Ram’e, yani zikirle açtığın ek kapasiteye yüklediğin bilgiler doğrultusunda eyleme geçemezsen; bunlar hard diske yüklenemeyeceği için; kısa süre el malıyla iş görürsün; sonra da onlar uçar gider başını ellerin arasına alır, düşünmeye başlarsın, niye ben adam olamıyorum diye!..

Beynini, yani ilminin gereğini, ister duygusallık, ister başka bir sebeple değerlendiremezsen, bunun sonuçları otomatik yaşanır; kimse de bunu değiştiremez!.. 

Temelde, görüntüyü sağlayan video kartın, ses kartın, iletişim araçların hep hard diskinin kapasitesiyle orantılıdır… O kapasite yetersiz ise, video kartının gelişmişi orada kendini gösteremez; yüklenemez… daha başka özellikler de!..

Olay, beynini kullanmaktan; mazeretlerden geçmekten, sistemin gereğini uygulamaktan geçer!..

İnsanca duygular ve insanca düşünme, kozalıların ilkel yaşantılarından başka bir şey değildir!..

İsa (aleyhisselâm)’ın şu uyarısına dikkat edin:

“Sen insanca düşünüyorsun; Allâh gibi değil!..”

Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın şu uyarısını da “ahmak”lar veya “aptal”lar gibi değerlendirmeyin sakın!..

“Allâh’ın ahlâkıyla ahlâklanın!..”

“ALLÂH” adıyla işaret edilen, evren içre evrenler ve içlerindeki tüm oluşumları yaratanın “ahlâk”ı ne ola ki?..

Bunu adam gibi bir düşünsenize, eğer düşünebilecek kapasite var ise; yeterli veritabanı bulunuyorsa beyninizde!..

Ahmaklar değerlendirir Hz. Muhammed’i kendilerince…

Aptallar değerlendirir Hz. Muhammed’i kendilerince…

Âlimler değerlendirir Hz. Muhammed’i kendilerince…

Ârifler değerlendirir Hz. Muhammed’i kendilerince…

Evliyaullâh değerlendirir Hz. Muhammed’i kendi mertebelerince…

Ahmaklar değerlendirir Hz. Muhammed’i… O ne büyük adamdı; çarşı-pazar dolaşıp, ailesiyle hâlleşir, çoluk çocuğuyla oynaşırdı; sökük diker, taş taşırdı!..

Aptallar değerlendirir Hz. Muhammed’i… Ne büyük Nebi’ydi!.. İnsanlara iyiliği tavsiye eder, sosyal yardım yaptırır, onları ne güzel idare ederdi… Kimseyi kırmazdı… Sekiz hanımı arasında hiçbirinin hakkını geçirmez; herkese her şeyin ortasını tavsiye ederdi… Ne mükemmel insandı!..

Âlimler değerlendirir Hz. Muhammed’i… Ne büyük Rasûl’dü!.. Allâh’ın elçisiydi; Allâh’ın emirlerini bizlere bildirdi… cenneti gördü, cehennemi gördü rüyasında ve insanlığı idare için ne güzel yollar koydu… Ama ne de olsa bir Nebi’dir!.. İnsandır!.. Söylemiş ve dedikleri tam olarak bize ulaşmamıştır; bize sadece Kur’ân yeter!.. Gerekirse, aklımızın yattığını Onun dediklerinden, kabullenebiliriz!.. Aklımız yatmazsa dediklerine, mantığımıza uymazsa dedikleri, onları bir yana koyar, Kurân’a döneriz!.. Mucizeleri mi? Onlar hadisle bize geliyor, aklımız almazsa, bir kılıfına uydurur, kenara koyarız!.. Biz iman değil, akıl dinine tâbiyiz!..

Âriflere gelince… Hz. Muhammed büyük adam değil, Hak’tır!.. O’nda konuşan Hak’tır!.. Tanrı, Muhammed sûretinde aşikâr olmuştur!.. Her şey Hak’tır; dolayısıyla o da Hak!.. Ben, sen, o, herkes Hak!.. Gerisi yok!.. O gün Hak, ondan öyle konuşmuş; bugün de bizden böyle konuşuyor!.. Her şey Hak ise beden de Hak!.. Öyleyse yok fazla bir fark Muhammed’le aramızda!.. Ben, sen, o, biz, siz, onlar hep Hak!.. Ama gene de Hz. Muhammed çok büyüktür!.. Âlemler onun için yaratılmıştır!.. (bunlar da mülhimedeki irfan sahipleri…) 

Evliyaullâh’a gelince…

Ben o sınıftan değilim ki; onlar nasıl değerlendirir bileyim!..

Ama bana göre…

Önce, ALLÂH İsmiyle İşaret Edilen; kâinat içre kâinatlar yaratanı anlayabilmem için, beyin kapasitemi bilgilerim doğrultusunda, gereken çalışmaları ortaya koyarak genişletmem gerek; ki önce ALLÂH Adıyla İşaret Edilen’in ne olduğunu fark edeyim…

Sonra da buna dayanarak “ALLÂH RASÛLLÜĞÜ”nün ne olduğunu fark edeyim…

Sonra da “Allâh ahlâkıyla ahlâklanmış” olarak SİSTEMİ ve SİSTEM İÇİNDEKİLERİ değerlendirmeye başlayayım!

Bu bilgileri, ilmimin zekâtı ve sadakası olarak dağıtıyorum insanlara! Ki yerine misli misli gelsin!..

Ne verirsem ne yoldan, biliyorum ki, SİSTEM gereği onun misli gelecek bana aynı türden ve aynı yoldan!..

Arpa dağıtıp altın toplayamazsın!.. Altın dağıtıp irfana eremezsin!..

Zulüm yapıp, Rahmet bekleyemezsin!..

Bina yapıp, ilim alamazsın!..

Ne yapıyor, yaptırıyorsan, karşılığını da o yoldan alırsın SİSTEM gereği!..

Tüm sistem, bir mekanik düzen olarak çalışmaktadır ve bu yüzden sistemde mazerete yer yoktur işte!..

Bu “ALLÂH” ismiyle etiketlediğin tanrına; ve kozanın içindeki yani hard diskinin veritabanına göre, içinde yaşadığın dünyana göre, mutlu oluyorsan; cennette senin gibilere de yer var ve onlarla beraber hiç yanmadan yaşarsın da!..

Ya bilgisayarın nasıl çalıştığını iyi öğren; ve onu duygularla, şartlanmalarla değiştiremeyeceğini fark et; ya da koyver kendini hayal dünyanın içinde…

Ben meşgûlken “chat” atıp soracakları olanlar, “available” olmadan boş yere chat atmasınlar çünkü o zaman zaten meşgûlüm cevap veremem chat çağrılarına… Buyurun meydan sizin dilediğinizi sorun…

Soru

− Londra’dan… Ben süper PC’ci değilim. Sadece öyle olmaya çalışıyorum… Elimden geldiğince… Anlattıklarınız o kadar mükemmel ki verecek cevap bulamıyorum…

− Üstadım, “Allâh” kendini bu mekanik olarak çalışan “Sünnetüllâh” düzeni altına sokar mı?

Üstad

− Senin bu sorunun altında, ALLÂH İsmiyle İşaret Edilen’i biraz tanrı gibi mülâhaza etme kokusu alıyorum! Mekanik tâbiri insanca bakışın ifadesi olan bir tâbirdir…

Soru

− Ram’deki bilgiler genetiğe işlenmiyor mu; ki ölüm ötesinde hard diskte bulalım…

Üstad

− Ram bilgileri fiillerle hard diske yüklenir… Bilip de uygulamıyorsan hard diske yüklenmez!.. Yani, beyindeki olayı anlatıyorum. 

Soru

− Bilgisayara giren virüs programı ile vehim eşdeğer midir? İkisi de tabii programın doğru çalışmamasına sebep olmakta mıdır?

Üstad

− Virüsün beyinden beyine geçişi vardır ve çok önemli bir konudur!..

Onu başka bir sohbette ele almak istiyordum, fakat mâdem sordun ona da girelim biraz…

İnsan beynindeki, genetikten gelen veya sonradan şartlanma yollu edinilmiş bilgiler − veriler, PC’deki virüslere benzer!..

Bu virüsler bazen kapalı kalıp harekete geçirecek bir dış etki beklerler; ve bu yüzden de, dışarıdan virüs yok sanılır; bazen de hemen yayılıp kişiyi duygusallık batağında perişan edip, tüm hard diski çökertirler… Yeniden hard diskin çalışır hâle gelmesi uzun yıllar alır!..

Virüsün olan şartlanmalar yerleşmiştir hard diskinin bir köşesine; farkında değilsindir!

İlim gelir, hard diskinin çoğunluğunu kaplar…

Sonra öyle bir olayla -imtihan derler tasavvuf dilinde buna- karşılaşırsın ki, o olay gider şartlanma−değer yargısı virüsünü aktive eder!..

Haydi al başına..! Virüs, bir anda bütün bilgilerini imha eder; ve hard disk güm!.. Yanarsın!.. Sonra da ilim bana faydalı olmadı dersin, suçu oraya yıkarsın!

Oysa, ilim öncesinde, yüklendiğin şartlanman−değer yargın, beynine yerleşmiş virüsü temizlemediğin için; o virüsü aktive eden olay PC’ni darmadağın etmiştir; ve yapabileceğin de hiçbir şey yoktur artık; PC’ni yeni baştan formatlamaktan başka!..

“Evrensel Sırlar” kitabının başına ise, tüm virüsleri imha edecek ana “ANTİ−VİRÜS” programını koymuştuk!..

Onu kullanmazsanız, PC’niz her an, bir olayla aktive olacak virüsle çökmeye mahkûmdur!..

Ayrıca bilgisayar bağlantıları ile de birbirine virüs geçebilir dosya alış−verişiyle!..

Beyinler arasındaki bilgi alışverişinde, virüslü bilgiyi, siz bile farkında olmadan, karşınızdaki PC’nin beynine yüklersiniz!..

Bana PC uzmanı, HACKER …, tavsiyede bulundu; hemen antivirüsü yükle diye, ve yolladı… Hemen yükledim… Antivirüsüm hayli güçlü şimdi… Eğer siz de antivirüs yüklemezseniz; içinizdeki virüs, ne zaman, hangi olayla, aktive olup beyninizi dağıtır bilemem!.. Sonra da cinci cinci dolaşıp beyninizi tamire uğraşırsınız!..

Bilin ki PC’nizin beyni, yaşamdaki en kıymetli aracınızdır ve onu derhâl antivirüsle koruma altına alın!..

Cevap

− Bu yol mecburlar yolu!.. Yansa da, gümlese de, ne vazgeçilir, ne de kaçılacak gayrı bir yer vardır! Topal karınca misali… ALLÂH derim…

Üstad

− Günde 3000 defa de!.. 

Soru

− Bilgisayarda “Upgrade”, nefsin mertebelerine mi karşılık gelir? Üstadım…

Üstad

− Hacker …, …’e cevap versene..?

Cevap

− Selâmun Aleyküm.

Üstad

− Aleykum selâm… kapanışa yetiştin!.. Buna da şükür!.. Yavaş yavaş açılışa doğru gelirsin…

Cevap

− Ben şimdilik bilgisayarca cevap verebilirim ve “upgrade” kelimesi ile yenileme veya genişletmeyi ifade ederiz.

Üstad

− Anlattıklarım PC’ceye uygun mu peki?.. “Uydurabildim mi”?..

Cevap

− Ayrıca “upgrade” kelimesi bir üst mertebeye geçiş şeklinde bilgisayarcılar arasında kullanılıyor.

− Daha iyi açıklayamazdınız Üstadım…

Soru

− Genetik temizlenme hakkında ne düşünüyorsunuz?..

Üstad

− Olanaksız!..

Tek şansınız, antivirüsü devreye sokmanız!..

Arkadaşlar…

“Allâh” kelimesi ve ismi nasıl bir işaret kelimesi ise… Dikkatlerimizin “işaret edilen”e yönlenmesi isteniyorsa…

“DİN”, “Sistem” gibi kelimeler de, hep işaret amacıyla kullanılan, birer isim kelimeleri; ve bizim altyapımıza göre verilen isimler…

Burada önemli olan, bunların kelimesel varlıkları değil, işaret ettikleri anlamlar…

Var olan bir şey var!.. Buna ne isim verirseniz verin!..

Var olan O şey, sayısız oluşumların hem kaynağı, hem de kendisi!..

Ve O, her şeyi kendi mantığı-düzeni içinde oluşturuyor!..

Bizde de, bunu anlamayı âşikar edince, biz buna “sistem” veya “düzen” gibi adlar takıyoruz… Takan ise, gene kendisi!..

Şimdi bizim, O şeyi, tam olarak algılamamız, tümüyle olanak dışı! Resim, ressamı içeremez; ressamın dilediği özelliklerini yansıtabilir ancak!..

Dolayısıyla, bizim bunu anladıktan sonra, yapacağımız tek bir iş kalır…

O şeyin çalışma mantığını algılayabilmek!..

Buna da benim anladığım kadarıyla, din dilinde “ALLÂH’ın ahlâkıyla ahlâklanmak” denmiş…

Yani, kendi hard diskindeki virüslü veya dar kapasiteli kapsamdan kurtulup; ana merkezin NETWORK’üne bağlı olarak PC’ni kullanabilmek!..

Bunu boyutsal olarak anlayın; yani network merkezini…

Peki dostlar; sizleri çok yordum…

Hepinize, virüsten arınmış PC’ler temennisiyle iyi geceler diliyorum!

Tanrı, virüsten korusun sizleri!!!

Hac yolcularına mübarek olsun yolculukları; Allâh kolaylaştırmış olsun!..