OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Selâmu aleykum hepinize…

Soru

− “İnsan ve Sırları” kitabınızda bahsettiğiniz ölümden sonraki idrak kapasitesindeki genişleme; yatay mı, yoksa dikey olarak bir genişlemeden de söz edilebilir mi?..

Üstad

− Ölümden sonra idrakte yatay genişleme söz konusudur… Dikey genişleme sadece dünya hayatı içinde mümkündür… Ölümle birlikte, dikey yolu kapanır.

Soru

− Üstadım, şu anki Âdem neslinde bilinç olarak en geniş daireyi çizen, mutlak şuurun özelliklerini tamamıyla ortaya koyabiliyor mu?

Üstad

− Hayır ortaya koyamaz.

Soru

− Bir hadisin sağlıklı olup olmadığı konusunda yapılması gereken şey nedir?

Üstad

− Eğer Kurân’a ters düşmüyorsa, kabul görür…

Soru

− Birim ölümü tadıp, ışınsal bedene geçtiğinde nasıl oluyor da artık ait olmadığı bir boyutu görüp, duyup, algılıyor ve kabirde sorgu melekleri geldikten sonra neden algı kesiliyor..?

Üstad

− Sorunda herkese genel olarak mı birim diyorsun, özel kişileri mi kastediyorsun?..

Cevap

− Genel anlamda kullandım Üstadım…

Üstad

− Genel anlamda soruyorsan eğer… Ölümü tadan kişi, sorgu sual aşamasından sonra kendi kabir âlemine geçer ve artık Dünya gözünden kaybolur… Sadece cennet ve cehennemi seyreder…

Soru

− Efendimizin Âhiret âlemindeki şefaatini nasıl anlamalıyız, Üstadım?

Üstad

− ŞEFAAT konusuna bir daha giriyorum…

Şefaat; kişinin perdeli olduğu hakikatten, o perdesini kaldırarak, o işin hakikatini idrak etmesini sağlamaktır!

“Şefaat etti”nin mânâsı; kişiye yemek, para, zevk aldığı şeyler elde etmesine yardımcı olmak değildir!

“Dünya’da Rasûlullâh’ın şefaatine nail olmak” demek, kişinin perdesinin kalkarak geleceğe dönük veya hakikatine dönük perdesini kaldırmak demektir…

“Cehennemdeki Rasûlullâh’ın ve mertebe sırasıyla diğer evliyaullâhın şefaati” demek; o ortamda bulunan imanlı kişilere ortamın gerçekleri ve kişinin ortamdan kurtulması amacıyla gerekli olan bilgilerin öğretilmesi demektir… Yoksa bu zâtlar, lokomotif; insanlar da vagon olup çekilip götürülmeyecekler…

İmanlı kişilerin cehennemde kalışlarının TEK sebebi, Dünya’da gerekli ilmi edinmemiş olmaları dolayısıyla karşılaştıkları o şartlarda neler yapacaklarını bilememeleridir… 

İşte cehennemde, imanlı kişilere bu bilginin aktarılması ve onların bu ilmi aldıktan sonra gerekenleri yaparak cennete geçmeleri olayına ŞEFAATE NAİL OLDULAR deyimiyle işaret edilir!..

Bilmem anlatabildim mi?..

Soru

− Bireyin cehennem azabının sona ermesi, kişilere göre ise − Eflâtun’un cehennemde olup da idrak kapasitesine bağlı olarak azap çekmemesi gibi− M. Arabî’nin “Cehennemin azabı sona erdiğinde, Dünya’nın İkizler Burcu hükmü altına gireceği” açıklaması kişisel değil daha global bir hüküm olduğu yolunda değil mi?..

Üstad

− İkizler burcu bilgi ile bağlantılı bir burç olup, o ortamdaki kişilerin bilgilenmesine işaret eder… Azaplarını tamamlamış olanlar bilgilenirler, anlamında…

Soru

− Bu durumda şefaat ile hidâyet arasında ne fark var?

Üstad

− Hidâyet fıtrîdir… Şefaat âfakîdir!

Soru

− Allâh ilmini Dünya’da elde eden, ancak hasbelkader cehenneme giden bir insan, bu şartlar altında o ortamda azap görecek midir?..

Üstad

− Arınmamış olduğu kadarıyla azap görür. Önemli olan, bilgi birikimi değil; onun uygulanmasıdır.

Soru

− “Tecelli-i Vâhid”de, “an”ın bizim zaman birimimize göre süresi ne kadardır?

Üstad

− Böyle bir şeyden bahsetmek mahlûk için söz konusu değildir…

Soru

− İmanlının bir anlamı perdesi kalkmış değil midir?..

Üstad

− “İmanlı”nın anlamı birkaçtır;

Allâh Rasûlü’ne iman, imanın en alt düzeyidir…

“B” sırrıyla Allâh’a iman ise en üst mertebesi…

Müminler bu iki sınır arasında mümin sayısıncadır!..

Bu sırla Allâh’a iman edenleri zaten cehennem yakmaz; üstelik, “Aman bir an önce geç git, nûrun ateşimi söndürüyor…” der…

Cehennemde yanacak olanlar, Allâh Rasûlü’ne iman edip de, kafalarında yarattıkları tanrıya, “Allâh” etiketi yapıştırmaktan kurtulamamış, bu yüzden de Allâh’a iman noktasına ulaşamamış kişilerdir!..

Soru

− Üstadım, bir hadiste: “Bana ilk kavuşacak olanınız, elce en uzun olanınızdır…” buyrulmaktadır. Nasıl anlamalıyız?

Üstad

− “El”; tasavvufta ve Kur’ân anlatımında “KUDRET”i sembolize eder… Yani insanlara ölüm ötesi yaşam konusunda en güçlü şekilde yardımcı olandır mânâsını anlıyorum, ben bundan…

Soru

− Cehennemin yakmayacağını madde beden yaşamıyla ölçebilir miyiz?.. Mihengi nedir?

Üstad

− Dünya yaşamında Allâh Rasûlü’ne imanı olduğu hâlde ALLÂH’a iman etmemiş herkes cehennemde yanacaktır… 

Ancak Allâh’a hakkıyla iman etmiş olanlar cehennemden Dünya’da iken azât olurlar… O da Âmentü’de belirtilen hususlara mutlak iman ve tasdik gerekir…

Kişinin vicdanı bu konuda en önemli mihenkdir… Terazinin bir kefesine ilmini, bir kefesine de vicdanını koyar ve bakar ne kadar ilminin gereğini yaşadığına… Kişi dediklerinin değil, yaşadıklarının sonucuyla karşılaşacaktır…

Soru

− Muttakinin âhirete ikân sahibi oluşu, bu zümrenin velâyet mertebesine adım attığının göstergesi değil midir?..

Üstad

− Muttaki sınıfı evliyâdır denemez! Velî, takva sahibidir!

Soru

− Üstadım, yatay genişleme için örnek verebilir misiniz?

Üstad

− “Yatay genişleme”; senin ilmin kadarıyla Dünya’da karşılaştığın değişik olaylardan edindiğin tecrübe ve buna dayalı yeteneklerindir…

Soru

− Üstadım, ölüm ötesinde kişiden sâdır olan Esmâlar, dünyadayken aşikâre çıkarabildikleri kadar mı olacaktır?

Üstad

− Evet!..

Soru

− Efendimiz bir hadiste: “Münafığa efendi demeyin. Zira eğer o, seyyid (efendi) olursa Allâh’ı kızdırırsınız.”Ne demektir?

Üstad

− Bu kavramların insan için açık veya gizli değerler taşıması dolayısıyladır… Esasında bu kavramların sembolize ettiği bâtın değerlerdir orada söz konusu olan… “Seyyid” o cümlede “efendi=baş” anlamındadır… Başınıza münafığı geçirirseniz gazap üzerinize olur, anlamındadır…

Soru

− Allâh’ın takdiri, programı asla değişmez; lâ tebdiyle lihalkillâh ile Allâh her an yeni bir şan’dadırı nasıl bağdaştıracağız?..

Üstad

− O takdirin gereklerinin her an, an be an açığa çıkması şeklinde…

Soru

− Keşfin ve fethin basamakları birbirine ayna mıdır?..

Üstad

− Sanmıyorum…

Soru

− Üstadım, rüyada dikey yükselme elde edebilmek için ne yapmamız gerekir?

Üstad

− Rüyada dikey yükselme yapmak senin elinde değildir…

Soru

− Güneş’in görünmeyen radyasyon kütlesi, tüm planetleri kapsıyor mu?..

Üstad

− Satürn’e kadar alanı, sanırım. 

Soru

− “İlim bir noktadır, cahiller onu büyüttü” sözü neyi anlatıyor..?

Üstad

− Gerçek ilim, “Nokta” ilmidir. Kitaplarımızda açıklaması var.

Soru

− Televizyon programına gideceğim… Konuyla ilgisi yok ama, kafam Küba ziyareti ile meşgûl… Bu konuda ne düşünüyorsunuz..?

Üstad

− Vatikan kendi yönünden yayılma umuyor; Castro da halkına bu yönde biraz afyon vererek sempati toplama amacında… gibi geliyor…

Soru

− Üstadım… Bir hadiste, Cebrâil’in yeryüzünde dolaşırken uyanık bulduğu kimselere selâm verdiğini ve kanadıyla sırtını sıvazladığı, her kimsenin günahlarını sildiğini söylüyor… Bunu Arafat’taki silinme gibi mi anlamamız gerekir?

Üstad

− Orada “uyanık” kelimesiyle, bildiğimiz uykudan uyanmak kastedilmiyor herhâlde… Cebrâil’in temsil ettiği özelliğin, o kişide açığa çıkmasıyla, günah olan davranışının ortadan kalkması anlatılmak isteniyor…

Soru

− Efendim, “Yere göğe sığmam müminin kalbine sığarım” hitabında “El Mu’min” ile işaret edilen bilinç, galaksiyi mi kapsıyor?

Üstad

− “Kalp” kelimesi tasavvufta ŞUUR anlamındadır… “Kalp sahipleri” denince, yüksek bilinç sahibi kişiler kastedilir… Allâh’a iman etmiş kişinin bilinci tüm yaratılmışlara Allâh bakışıyla bakar…

Müsaadenizle… Bu akşam da bu kadar… Sizler birbirinizle sohbet edip, numaralarınızı alarak iletişime devam edebilirsiniz elbette…