OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Şu an saat 21:00. Herkese merhaba…

Öncelikle bana bir sorusu olan var mı?

Soru

− Üstadım “şükretmek” nedir? Teşekkürler.

Üstad

− Bir insanın eline geçen veya içinde bulunduğu hâlden mutluluk duyarak bunun büyük bir nimet olduğu düşüncesini taşıması, onun şükrüdür.

Soru

− Kayseri’den … Hanım’ın sorusu: “Zekâtı verilen şey artıyorsa, sağlığın artması için sağlığın zekâtı nasıl verilir?..”

Üstad

− Sağlığın zekâtı, sağlıksızlara yapılan maddi ve manevî yardımlardır…

Soru

− Ölümden önceki iyileşmeyi nasıl izah edebiliriz?..

Üstad

− Sanırım, kişinin veya şuurlu nesnenin üst bilinçte tükenişi fark etmesi dolayısıyla, tüm güçlerini toparlayıp son arzularını gerçekleştirme amacına dayanıyor ve bu toparlanma, onun yaşamında kullanmadığı güçlerini ortaya çıkarmasına vesile oluyor… Bu da onun için büyük kazanç elbette!..

Soru

− Hz. Muhammed ismi ile bildiğimiz yapının, Allâh İsmiyle İşaret Edilen’in Rasûllüğü HÛ’ya İşaret Edilen’in Rasûllüğü, hangi özelliği ortaya koyuyor?.. Teşekkür ederim Üstadım…

− İsimler Zikrinde zorlanmalar var, neyle alâkalı ve alternatif olarak böyle zamanlarda hangi zikri tavsiye edersiniz?..

Üstad

− Satürn’ün sert etkisi altında zaman zaman kişilerde sıkıntı olur… Bu sert tesiri hafif almanın yolu, kişinin “Elem neşrah leke sadrek” zikrinden 500 kere ve “Bâsıt” isminin 1800 kere tekrarlanmasından geçer.

Soru

− “Allâh dilediğini kendine seçer” âyetinin müferridûnda tecelli edişinde… Dilediğini kendine seçme işlemi sistemde nasıl oluşturulur? Teşekkürler…

− Ra’d: 28; “İşte onlar, iman edenler ve kalpleri Allâh’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Dikkat edin, Kalpler ancak Allâh’ı anmakla huzura kavuşur.” Üstadım, buradaki “Allâh’ı anma”dan ne anlamalıyız?..

Üstad

− “ALLÂH İsminin İşaret Ettiği mânâ”yı anlamak için yapılan tefekkür, burada zikir olarak anlatılmakta ve bu tefekkürün sonunda erilen gerçek ile iman ehlinin huzur bulacağına işaret edilmektedir…

“İnsanların, idraka dayanan ilimden mahrum kalıp, ezbere dayanan bilgi birikimiyle mukallit olarak yaşamaması” demektir.

Soru

− Özür dileyerek; bunu sağken gerçekleştirme imkânı olabilir mi?.. Teşekkürler.

Üstad

− Evet… Kişinin herhangi bir şeyi başarma konusundaki “şüphe” ihtiva etmeyen azmi bunu gerçekleştirir… 

Nasıl ki, bir kişi suda boğulacakken bulduğu bir dala o anda başka hiçbir şey düşünmeden sadece yakalamayı düşünerek uzanırsa, isteğe böyle uzanmak gerekir!

Soru

− Zikirle bunu yaptırabilir miyiz?..

Soru

− Üstadım… Salâvat çekmekten kastedilen mânâ, o kelimelerin tekrarı mı? Eğer değilse hadiste geçen günün tümünü salâvatla geçirmekten mânâ ne olabilir?

Üstad

− Salâvat, Allâh Rasûlü’nü değerlendirebilmektir!.. Kişiliğini değil, getirdiğini… Yani o da, “OKU”yabilmektir!..

“OKU”mak da, sistemin tümünü okumak demektir…

Şu hususa DIKKAT!..

Kurân’da, Kitab’ın bir kısmını okumanın yetersiz olduğuna işaret eden uyarılar vardır…

Eğer Kitab’ın tamamını okuyamazsanız, konu hakkında yanlış kanaatlere varırsınız!..

Sistem ise tümüyle bir kitaptır!..

İçinde yaşadığınız sistemin yalnızca köyünüzden bahseden sayfalarını okursanız; yarın başka toplum içine girdiğinizde “ALLÂH”ı inkâr noktasına gelir ve artık hayalinizde yarattığınız “TANRI”nızla başbaşa kalırsınız…

Sizin köyünüzün kuralları, örf âdetleri kitabın bir paragrafı olduğu gibi, diğer sayfalarda da çok daha başka konular işlenmiştir YAZAN tarafından!..

Sizin köyünüzde İMAM NİKÂHI vardır, diğer köyde Sütçü nikâhı!..

Allâh Rasûlü’nün nikâhını kim kıymıştı?

“İmam” kime denir; ne anlama gelir; bunu biliyor musunuz?

Önemli olan imamın ya da sütçünün nikâh kıyması değildir!.. Önemli olan nikâh “kavramı”dır!..

Bu da iki kişinin bir gecelik zevk için değil, uzun süreli birbirinin maddi manevî sorumluluğunu üstlenmesidir… Bu konuda iki şahit huzurunda, kişilerin itirafı nikâh akdidir… Kurân’daki nikâh kavramıbudur!.. Bunun içinde imama ya da sütçüye ihtiyaç yoktur!..

Kurân’da anlatılmak istenenleri çok iyi anlamak gerek…

Yoksa bugünkü taklidî uygulamanın batağında boğulur insan!..

Kurân’ın nikâh kavramı ile, toplumsal örfün nikâh kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekir…

Sistemi okuyun!..

“Allâh Adıyla İşaret Edilen” için senin ne ibadetin bir anlam taşır, ne imanın, ne de nikâhın!..

Öyle ise bu konuyu, şartlanmalardan öte, gerçekçi şekilde bir düşünün bakalım!..

Soru

− Üstadım, yukarıdaki anlatımlarınızdan sonra “zina”yı nasıl değerlendirmeliyiz?..

Üstad

− Zina kelimesinin devletlere ve o devletlerin hukukuna göre anlamı başkadır, Kurân’a göre başka

Sen hukukçu olarak Medeni Hukuk yönünü bilirsin elbet…

Benim, Sisteme karşı sorumluluklarım ayrıdır; yaşadığım-mensubu olduğum devletin kanunlarına karşı sorumluluğum ayrıdır… 

Kişi, içinde yaşadığı toplumun kurallarına uyacaktır, onlar arasında yaşayabilmek için!..

Ölüm ötesine inanıyorsa, yaşamdaki geçerli sistemi anlayacak ve ona göre kurallarına uyacaktır, bu da ayrı!..

Soru

− Üstadım, sistem açısından zinayı biraz daha açmanız mümkün mü? Teşekkürler.

Üstad

− Zina nedir, neye göre?..

Bunu iyice anlayıp, bu anlattığım prensip içindeki yerini düşünün…

Sistemin insana verdiği üst görev, bedeni benlenmemesi ve yalnızca beden çıkarları için yaşamamasıdır…

Soru

− Taklide boğulmak demişsiniz, ama taklit ehli cennete girebiliyor değil mi?..

− Neden iki şahit, sistem şahit olmuyor mu Üstadım?..

Üstad

− Anlaşmazlıkta niye mahkemeye gidiliyor; sistem yetmiyor mu? İnsanlar ne kadar olsa unutkandır… Bir kısım konularda bunun önüne geçmek için asgari iki şahit önerilmiştir…

Soru

− Üstadım.. OKUmayı bilmiyorum doğru, peki, nasıl OKUyacağım?..

Üstad

− …, benim “Hz. Muhammed Neyi Okudu”, isimli kitabımı okuyabilirsin imkânın varsa alarak, yoksa WEB sayfamızdan…

“Vatan sevgisi imandandır”; diyor Allâh Rasûlü…

Ne anlıyor OKUmak bilmeyen “ÜMMΔler..?

İki sınır arasında kalan toprak sevgisi imandandır!!!

Peki hangi iki sınır?..

İmandan olan toprak sevgisi mi?..

Hindistan ile Vietnam arasındaki toprak mı?.. Yoksa Almanya ile İspanya arasında kalan toprak mı?..

ÖNCE şunu anlayalım;

“Allâh Rasûlü” dendi mi, “dediklerini ölüm ötesi boyuta dönük olarak algılamamız gereken kişi”yianlayacağız…

Zaten iman neyedir?.. Öncelikle Allâh’a ve ölüm ötesi boyuta.

Öyle ise, “iman”, “ölüm ötesi boyuta” olduğu gibi; “vatan” da insanın ebedî ortamı olan “ölüm ötesi boyut”tur…

Yani denmek isteniyor ki; ölüm ötesi boyutu anlayıp, sevmek ve ona hazırlanmak, imandandır!..

Bu demek değildir ki, yaşadığın toprakları sevme!.. İnsan topraktan yaratılmıştır, ve bunun gereği olarak toprak yaradılışlı olanlar elbette ki toprağını sevecektir…

Ama Rasûlullâh’ın bahsettiği vatan, 7-8 saniye yaşamakta olduğun bu toprak Dünya değil, sonsuz yaşayacağın ölüm ötesi boyuttur…

Ortada bir kavram kargaşası vardır… İnsanlar, kelimeleri orijinal yerine göre değil; içinde yaşadıkları şartlanmalara göre anladıkları için her şey birbirine karışmaktadır.

Soru

− O toplumda koymuş olduğu kurallar eşliğinde “O”dur bunu da yapan!

− “İlim öğrenmekte iken ölen talebe, şehîttir” hadisini, “Sistemi OKUma” konusunda nasıl değerlendirmeliyiz?.. Teşekkürler… 

Üstad

− “İlim öğrenmek” demek, OKUmasını öğrenme çalışmaları demektir… Bilgi ezberlemek değil!

Soru

− Üstadım, ilmin kaldırılması ne demektir?

− Bunu sağlıklı iken zikirle gerçekleştirebilir miyiz? Hiç zikir yapmamış kişiden bahsediyorum. Teşekkürler.

Üstad

− Kişi beyin kapasitesinin getirisini yaşar… Mevcut kapasiteyi arttırmadıkça, bulunduğu hâlin dışında bir şey yaşayabilecegini sanmıyorum…

Soru

− Üstadım… Elimize girene sevinmememiz, elimizden çıkana da üzülmememiz gerekirken, söylediğiniz anlamdaki şükür düşüncesinden imtina etmemiz mi gerekiyor?..

Üstad

− Şükür ayrıdır, elindekine sahiplik düşüncesi ayrıdır…

Soru

− “İnsan ve Sırları” kitabınızda; “Şu anda nasıl maddi ya da manevî yanışlar söz konusu ise, ölüm ötesi yaşamda da aynı şekilde yanışlar söz konusudur!..” diye bir anlatımınız var. Ölüm ötesindeki yanışlardan kastettiğiniz nedir Üstadım?..

Üstad

− Bu kayıtların aynıyla devam edecek ölüm ötesi boyutta da… Bundan dolayı yanmalar söz konusu… Yanmalar, yanlışlar yüzündendir… Yanlışının sonucuyla karşılaşmak “yanmak” diye tarif edilmiştir…

Soru

− Beyin son an’a kadar ruha yükleme yaptığına göre, son anda ki şehâdet geçerli olur mu?..

Üstad

− Şahit olmuşsa, evet!

Şehâdet, son ana kadar geçerlidir…

Soru

− Belli kişileri rüyada görmek, onlarla sohbet etmek ve bununla birlikte idraklar oluşması o kişi tarafından biliniyor mu?

Üstad

− Hayır, ilgisi yoktur…

Soru

− Üstadım, birimin salâvatı, sistemi okumaksa; Allâh’ın salâvatı sistemi yaratmak mı olur?..

Üstad

− Evet…

Soru

− A’raf: 205: “Rabbini gönülden ve korkarak içinden HAFİF bir sesle sabah akşam an, gâfillerden olma.”

Üstadım, bizim çektiğimiz zikir ile, tanımlanan zikir farklı mı?..

− Cehennemi bir arınma merkezi olarak düşünüp gayrı müslimlerin de arındıktan sonra cennete gireceğini söyleyebilir miyiz?

Üstad

− İman ehli olan herkes arındıktan sonra Cennet boyutuna geçecektir. Cehennem, Dünya’dayken imanı olmayana iman kazandıramaz! 

Soru

− Üstadım, kıyamet alâmeti olarak Güneş’in batıdan doğacak olması, zâhiren de gerçekleşeceğine göre Dünya’nın tersine döneceğini anlayabilir miyiz.?..

Üstad

− Dünya, bırakın tersine dönmeyi, hızının yüzde onu yavaşlasa, dönmekte olduğu yöne doğru, üzerinde tek canlı mahlûk kalmaz.

Şimdi burada iyi anlamamız gereken bir husus var;

Tüm hayvanlar, karşılarındaki birime bir şeyler almak için yanaşır…

Hayvan, almak için yaratılmış olandır!..

İnsan ise vermek için yaratılmıştır…

İnsan, vermeyi düşünebilir… Herkese, ihtiyacına ve elindekilere göre…

Şimdi ilişkilerimizi düşünelim…

Lütfen şimdi bir düşünün…

Kaç kişiyle görüşüyorsunuz?..

Bunlardan kaçıyla, ondan bir şeyler almak düşüncesi içinde onlarla görüşüyorsunuz?..

Kaçıyla da, ona elinizdekilerden bir şeyler vermek amacıyla onu arıyor ve görüşüyorsunuz?

İnsan, elindekileri başkalarıyla paylaşmaktan zevk duyarak yaşayandır…

Tüm hayvanlar ise kendine menfaat sağlamak için yaşar…

Soru

− “Dost’tan Dosta” kitabınızda 105: “İlim Çin’de bile olsa al dediler. 20 dakikalık yol Çin’den de mi uzak?”…Acaba açıklayabilir misiniz?

Üstad

− Kitap yazıldığında öyleydim… Şimdi 2 dakikada!.. Ayrıca, Çin’den edinilecek çok enteresan ilimler de olabilir… Evet, başka sorusu olan..

Soru

− Üstadım, insansılar için de bu durum geçerli midir?..

− Fâtiha’yı OKUyanın “AMİN” demesi, yani Tek’lik açısından “AMİN” ne anlama gelir Üstadım?..

Üstad

− OKUduğun Fâtiha’nın anlamının seni algılayan tüm birimler tarafından tasdikini istemektir…

Soru

− Üstadım, Dünya hayatındaki bazı hobilerimiz (müzik, sinema…) âhiret hayatına nasıl yansır? Teşekkürler.

Üstad

− Pek iyi yansıyacağını sanmıyorum; ama gerçeği gidince göreceğiz…

Soru

− Üstadım, bizim bu çektiğimiz zikirlerin beyin özürlü insanlara ya da ağır ruhsal problemleri olan insanlara faydası olur mu?..

Üstad

− Bence denenmesinde yarar var… kaybedecek bir şeyi olmadığına göre…

Cevaplar

− Üstadım, faydasını çok izledik.

− Sağolun Üstadım!.. 

Soru

− Vehmî benliğin birim tarafından otokontrolu nasıl gerçekleşir; benliğimiz hangi şartlarda vehmî olmaktan çıkar Üstadım?..

Üstad

− Vehim; sürekli, kişiye doğruyu yanlış, yanlışı doğru gösterip; kişiyi akıl ve ilim yolundan saptırıp hayal dünyasına yöneltmeye çalışır!..

Sistemin gerçekleriyle bağdaşmayan; akla ve ilme ters düşen şeyleri hayalinizde varsayıyorsanız, vehme tâbisiniz demektir!..

Esasen bu sorunun cevabını anlamak için “İNSAN ve SIRLARI” kitabındaki ruhun yapısı ile A’yân-ı Sâbite, istidat, kabiliyet bölümünün iyi okunması gerekir…

Beyinde olup biter her şey!..

Soru

− Üstadım, genelde hep âyetler üzerinden gidiyoruz, hadislerin önemini de vurgular mısınız biraz…

Üstad

− Hadisler de çok önemli ve yararlıdır…

Soru

− İnsanlar bir seçim yapmak zorunda olsalar, sizce, hakikati mi seçmeliler yoksa şeriatı mı?

Üstad

− Şeriat ve hakikat ayrı iki şey değildir.

Birisi sistemdir, ikincisi ise sistemin uygulanması.

“İslâm” kitabıyla “İnsan ve Sırları”nı iyi okuman gerekli…

Soru

− Pozitif ilimlerden öğrendiğimiz bilgiler ruhumuza yükleme yapar mı? Yaparsa faydası var mıdır?.. Teşekkürler.

Üstad

− Dünya yaşamı sırasında beyninize giren her şey istisnasız ruhunuza yükleniyor ve kesinlikle bunların sonuçlarını yaşamaktasınız; ve yaşayacaksiniz!

Soru

− Yaptığımız tüm hareketler eğer geleceğimizi oluşturursa, yazı nasıl önümüze geçer de cennetlik ameller işlerken cehennemlik ameller işlemeye başlarız?..

Üstad

− Bilgisayarına yüklediğin bir programın, çok sonra devreye girerek hükmünü icra etmesi gibi, genetiğinden gelen bir programın çok sonra açığa çıkması gibi…

Soru

− Hû’ya bağlanan Rasûllük ile ALLÂH’a bağlanan Rasûllük arasındaki farkı nasıl anlayabiliriz?..

Üstad

− Birincisi Zâtî hakikate işaret etmesi, ikincisi sistemi açıklamasıyla ilgilidir…

Birisi, Hüviyete Rasûllüktür; diğeri Ulûhiyet kemâlâtına Rasûllüktür…

Soru

− Üstadım, kurulan hayallerin ruha yüklenmesi söz konusu mudur?..

− Rüyaların gerçek hayatla ilişkisi nasıldır? Teşekkürler.

Üstad

− Rüyalar, o an’a kadar yaşanılanların beyinde semboller şeklinde açığa çıkmasıdır… Bu konuda daha fazla bilgi “Hz. Muhammed Neyi OKUDU?” kitabının ek bölümünde ve “Sistemin Seslenişi” kitabında “Görmek” bölümünde vardır… 

Soru

− İnsan-ı Kâmil’in gücü her şeye yeter mi? Eğer yeterse, neden Mehdi, Deccal’i yok edemez?

Üstad

− İnsan-ı Kâmil’ler Zâtı itibarıyla o kemâlâta sahip olmasına karşın zuhurları itibarıyla farklı sıfatlardan açığa çıkarlar… Mehdi, belirtildiğine göre, İlim sıfatından zâhir olacağı için, Kudret sıfatından güç alan Deccal’i ortadan kaldıramaz diye düşünüyorum…

Soru

− Kıyamet alâmetlerinden büyük olanlarının bir çoğunun çıktığı söyleniyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Üstad

− Kıyametin büyük alâmetlerinden hiçbirisi henüz çıkmamıştır… Çıkınca ilki, gerisi de dökülen tespih taneleri gibi ard arda gelecektir… Şu an’a kadarkiler hep küçük alâmetler sınıfındadır…

Soru

− Üstadım, kıyamet yaklaşırken Güneş batıdan doğacak ve gündüzler çok uzun olacak açıklamasını, Dünya’nın dönüşünün yavaşlaması ve zamanla durarak tersine dönmesi gibi algılayabilirmiyiz?..

Üstad

− Hayır… Bu sembolik anlatımdır… Dünya, milisaniye yavaşlasa üzerinde ayakta nesne kalmaz fizik olarak!

Gündüzlerin uzamasını ise, gelişen olayların, zamanı bize, “geçmek bilmez” olarak algılatacağı şeklinde düşünebiliriz belki…

Soru

− O hâlde, ilmin batıdan doğması olarak anlayabilir miyiz?..

Üstad

− Evet öyle düşünüyorum…