OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

− Merhaba dostlar…

Umarım WEB sayfamızın Türkçe bölümünde Pazar günleri yayınladığım haftalık yazılarımı SİSTEMİN SESLENİŞİ başlığı altında okuyorsunuzdur…

Evet, şimdi sorusu olanların sorularını veya bana vereceğiniz haberleri bekliyorum…

Soru

− “Nostradamus’un Kehânetleri” başlıklı 21 Haziran Hürriyet Gazetesi ekinde; kralın N.Y. Manhattan’dan 1999 yılı Temmuz Ayı’nda çıkacağı yazıyordu Üstadım..?

Üstad

− İsmi “guest” olarak çıkanlar eğer isimlerini yazarlarsa ben de kimle görüştüğümü bilebilirim… Dünkü Hürriyeti okuyamadım…

Nostradamus’un o gün kullandığı takvim, sanırım bizim takvimden biraz farklıydı… Araştırın…

Soru

− Üstadım… Güneş Sistemimizdeki gezegenlerin mikro dalga ikizlerinin üretimi nasıl oluşmaktadır acaba? Teşekkürler…

Üstad

− Dalga yapının boyutumuzdaki algılanan hâline, onun ikizi tâbirini kullanıyoruz… Ayrıca bir ikincil yapı olarak değil…

Soru

− Bediüzzaman Saidî Nursî, Cevşeni Kebir’de “Allâh’ın 1001 ismi”nin Kurân’dan sonra bildirildiğini yazmış Risâle-i Nûr’da… Doğru mu acaba?

Üstad

− “ALLÂH Adıyla İşaret Edilen”in yaratmış olduğu mânâları ve onların isimlerini sayıya bağlamak mümkün değildir… Bir şeyler anlaşılsın diye MİSAL olarak belli sayılar verilmiştir…

Soru

− Dua olarak Cevşeni Kebir’in özelliği nedir?..

Üstad

− Cevşen’le ilgilenmedim. Bana göre öncelikli olanları “DUA ve ZİKİR” kitabında topladım… Kendi ilmim kadarıyla…

Başkalarının da kendi ilimlerine göre düzenlemeleri vardır elbette… Siz, size hangisi yararlı görünüyorsa ona devam edersiniz…

Soru

− İnsanların melekî boyut ile ilişkisi bir bölümüyle de astrolojik tesirler adı altında gerçekleşirken, melekî boyutta meleklerin etkileşim sistemine nasıl yaklaşımda bulunabilir, ve ona nasıl bir isim verebiliriz?..

Üstad

− Melekî etkileri yalnızca astrolojik etkiler olarak değerlendirmek çok yetersizdir!..

İnsanın orijin varlığı, melekî boyut kökenlidir ve bu algılanan boyuta kadar olan tüm katmanlar melekî boyutun eseridir…

İnsan adıyla anılan melekî kökenli varlık, ayrıca dış diye kabul edilen boyutla da her an iletişim hâlindedir ve ondan da etkilenmektedir ki, buna bugünkü dilde “astrolojik etkiler” ifadesi kullanılabilir… 

Soru

− Üstadım, beyin 120. günden itibaren ışınsal bedeni üretmeye başlıyor. Bu, Ruh’un oluşum sistemidir. Acaba meleklerin oluşum sistemi nasıldır? Teşekkür ederim.

Üstad

− O konuyu bilmiyorum..!

Soru

− Astrolojik tesirlerin formasyonu YALNIZ âfakî midir?..

Üstad

− Evet…

Soru

− Üstadım, beyinde “Amigdala” denilen yapının duyu organlarından gelen her türlü sinyali ve sıkıntılı deneyimi taradığını, bunu en ilkel biçimiyle yaparak (bu bana zarar verir mi, bu benim korktuğum bir şey mi gibi…), bu sorulara cevap, bir şekilde “Evet”se beyni panik durumuna soktuğu ve akılcı zihin dâhil beynin büyük bir bölümünü kontrol ettiği öne sürülüyor… Bu yazdıklarım bana ilginç geldi Üstadım…

Soru

− Bir İnsan-ı Kâmil’in genlerinde tüm sistemler, oluşlar mevcut iken, herhangi bir mahallin üreticiliğinden bahsetmek ne derece doğrudur?..

Üstad

− Arkadaşlar, size faydası olmayan konularla vakit geçirmek yerine; nasıl arınıp, nasıl taklitten kurtulabileceğiniz yolunda kafa yorsanız daha iyi olacakmış gibi geliyor bana…

Kimin hangi mertebede olduğunu, meleklerin nasıl doğduğunu bilmenin, bizim vehmî benliğimizden kurtulmamıza hiçbir yararı yoktur!.. Bunlar da, düşünsel dedikoduya girer!

Kendi odasından başını çıkaramayan insanın, evrenin bir ucundaki galaksinin nasıl oluştuğunu keşfe ulaşması gibi bir şey bu!..

Allâh, kendisini bilmemiz için yaratmışsa bizi, bize gereken, kendi hakikatimizdeki özellikleri keşfedebilmektir önemli olan…

Soru

− Üstadım, Sur’a üflenip kabirlerden kalkıldığında bir günün kısa bir zaman olduğu Kurân’da belirtiliyor. Kabir azabı ile bu kısa süreyi nasıl bağdaştırabiliriz. Teşekkürler…

Üstad

− Gerçeği istersen bu konuya hiç girme… O tamamıyla sembolik anlatımdır… Yazdığın her bir kelimenin anlamının ele alınarak olayın çok geniş bir değerlendirmesi yapılmalıdır, konunun içyüzünün anlaşılması için… Diş ağrısı çekilirken geceyarısı vakit nasıl geçer; sonra o süreyi ne kadar hatırlarsın?..

Soru

− Hacc’a gidemeyen Mİ’RÂC yapabilir mi? Mİ’RÂC için HAC şart mıdır? Beytullâh’ı ilk defada görebilmek sözünden ne anlamalıyız? Teşekkürler Üstadım..

Üstad

− Hacc’a gitmekle Mİ’RÂC’ın hiçbir ilgisi yoktur… Hac herkese farzdır…

Mekke’ye gidenin Kâbe’yi ilk gördüğü andır… Bâtındaki görüş ise elbette ki bundan ayrıdır…

Şimdi sıra geldi görüntülü chatlere… İnşâAllâh o günleri de görürüz… 

Soru

− Üstadım… Biz Tek’liği anlamaya çalışırken, Kurân’da ALLÂHÛ TEÂLÂ, Rasûlullâh Efendimiz’e bazı âyetlerde sitem ediyor… Kim?.. Kime?.. Niye?.. Niçin?..

Üstad

− Bazen insanlar karşısındakine bir yanlışını anlatırken, kendini misal vererek anlatır nezaket gereği…

Hz. Muhammed Sirius yıldızındaki tanrısından almamışsa Kurân’ı, anlatımı, kendine yakışır üslûp içinde değil midir sizce?..

Cevap

− Zannedersem anladım Üstadım… Teşekkürler…

Üstad

− Teşekkür ederim… anlayışın için; beni daha fazlasını açıklamak zorunda bırakmadığın için…

Soru

− Biz anlamadık Üstadım… Devam edebilir misiniz lütfen…

Üstad

− Anlayanlar, anlamayanlara anlatsın!

Soru

− Üstadım!.. Hoşgörülü olmanın ifadesi, her şart ve durumda yüzümüzden tebessümümüzü yitirmemek midir? Yoksa bu tebessümüm, benliğimden kurtulmaya çalışırken beni farkında olmadan başka bir benliğe mi sürüklemekte?

Üstad

− Hoşgörü; maskenin gülmesi değil, fâili hakikiyi her an müşahede etmenin sonucu olarak yaşanan bir hâldir…

Soru

− Cennette ve düşüncede zaman olmadığına göre, düşünceleri oluştururken bir zaman söz konusu değil mi Üstadım?..

Üstad

− Sen düşündüğün için zaman vardır ve içinde bulunduğun hâle göre de ölçülenir!..

İstanbul’da iken, dişçilerin en iyisine gittim bana göre; Valikonağı’nda diş cerrahı Mustafa Aydoğan’a, iki günde yani 24 saat içinde bana iki köprü, altı diş kesmesi, 6 kanal tedavisi üç dolgu yaptı, koltukta üçer saat oturdum, nasıl yaptığını anlamadım!.. Zaman kişiye göredir…

Soru

− “Kurtuluşun çaresi nedir? diye soran ashabdan bir zâta, Allâh Rasûlü Efendimiz “Sükûtu ihtiyâr et, evine kapan ve günahlarına ağla…” diye buyurmuş, okuduğum bir kitapta. Bu hadis sahih ise nasıl anlamalıyız? Teşekkür ederiz.

Üstad

− Allâh Rasûlü’nün hadislerini her zaman genellememek gerekir… Hangi şartlar altında bulunan, kime söylenmiştir söylenen söz, önce onu araştırmak gerekir…

Soru

− Üstadım, fâili hakikiyi müşahede etmeden gösterilen hoşgörü bir gün gelir amacına ulaşır mı?..

Üstad

− Evet…

Soru

− Okumayan varsa SİMYACI adlı kitabı okumalarını öneriyorum. Sistemi okuma konusunda yazılmış çok güzel bir eser… 

Üstad

− Teşekkürler…

Soru

− İsm-i Â’zâm’ı biraz açar mısınız?..

Üstad

− İsm-i Â’zâm, Hullet mertebesinde yaşayan kişinin hâlinin ismidir!

Soru

− Hullet Mertebesi?..

Üstad

− N… veya A… bey’den öğrenin Hullet Mertebesini.

Soru

− Daimî müşahedede olan Celâl veya Kahhar Sıfatını hangi durumlar için gerekli görür?

− İnsan her idrak ettiğinin gereğini mutlaka yaşar mı yoksa genetiği müsaade etmeyip ölüm ötesine kalan olur mu?..

Üstad

− İnsan yaşadığının ve ortaya koyduğu fiillerinin karşılığını alacaktır ölüm ötesinde…

Soru

− Cennette olan kişi, cehennemde olan yakını ile birlikte olmayı arzu edip, bunu gerçekleştirebildiğine göre; bunun cehennemdeki kişiye tesiri ne olabilir?..

Üstad

− Sen sevdiğinle rüyanda çok güzel dakikalar geçirirken, o bir başka yerde diş ağrısından kıvranıyorsa; senin rüyada yaşadığının ona etkisi ne olur?!!

Soru

− Yaşadığı ve ortaya koyduğu fiiller diye ikiye ayırdınız. Burada yaşadığını biraz açar mısınız? Teşekkürler.

Üstad

− İdrakı ve idrakının sonucu olan fiilleri…

Evet başka sorusu olan yoksa, daha fazla vaktinizi almayayım… Herkese katıldığı için teşekkür eder, iyi geceler dilerim…