OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Dostlarım…

Kimi “insan”, “Allâh” için yaşadı; “fiysebilillâh”!..

Kimi de yaşadı; dişiyse, mutfakla yatak arasında ya da erkekse dükkânla yatak arasında!

“İnsan” dışında kalan mahlûkat da yiyip içmek, çiftleşmek, üremek, gördüğü güzele sahip olmak ve yalnızca bunlar için!..

Ya da iniyle orman; ağılla otlak arasında!

Rasûlullâh, “İnsan” olana geldi ve tebliğ etti kendindekini ona!.. Yaşasın diye, ne için yaratıldıysa…

Kimi için de denildi ki, “onlar hayvan sürüsü gibidirler belki de daha aşağı”!..

Kimleri böyle tanımladı Kur’ân?..

“Halife” olarak yaratılmış olmanın idrakı içinde olmayarak yalnızca dünya nimet ve zevkleri için yaşayanları…

“Allâh” aynasında kendi hakikatini seyredemeyenleri!..

Onlar yalnızca beden olarak kabullendiler kendilerini ve bedene dönük zevkler için çalışıp yaşamayı edindiler gaye kendilerine!..

Onlar yalnızca dünya süsü oldular, gül gibi, karanfil gibi; yılan gibi çıyan gibi; dağ gibi taş gibi!..

Nuh Aleyhisselâm’a bu yüzden dendi, “o senin sulbündendir, ama oğlun değildir”! diye…

“İnsan” olanlar bir nesildir, “Allâh”ı tanıma ateşiyle yanan ve beynini buna çalıştıran…

Diğer mahlûkat bir nesildir, hayvan sınıfının tekâmül etmişi ve son sıradaki akıllı hayvan!

Bak kendine hangisindensin?..

“Allâh”ı tanımak, aynasında kendini seyretmek için yananlardan mısın?..

Yaşamında tek amacın bu mu?

Beynini buna dönük mü çalıştırıyorsun çoklukla?

Amacın bunu gerçekleştirmek için yaşamak mı?..

Yoksa, dünyalık havuç peşinde koşup; cehennem ateşinden kurtulup, cennet yeşilliği için bir şeyler yapıp; kendini bir koltuğa oturtmak mı tıpkı bütün mahlûkatta olduğu gibi?..

Sen bilirsin kendini.. Dışında altın sırma kaftan olup, içinde yün kaşağı fanilâ mı var?

Lüks görüntüsünde, tek odanda mı yaşıyorsun; yoksa giydiğin pılı-pırtıdan kurtulup, altın sırma elbiseler, lüks yatlarda yaşama hayali içinde misin?

Gününün ne kadarı “Allâh” ahlâkı ve bakışı ve değerlendirmesi ile geçiyor; gününün ne kadarında, “Allâh” aynasında kendini seyrediyorsun?

Gününün ne kadarında, dünyada bırakıp gideceğin şeyler için, beynini tüketiyorsun?

Bu nasıl idraktır ki, dünya yaşamının birkaç saniye olduğunu bilirsin de âhiretin milyarlarca sürecek boyutuna göre ve yalnızca burada edindiğin sermaye ile orada yaşayacağına; ona göre yaşamazsın?

Tehlikeyi hissettiğin zaman, paranı–malını−canını−yakınlarını başka diyarlara taşımayı düşünürsün de, sonunda, dünyada bırakıp belki de bir daha hiç göremeyeceğin hâlde; nasıl olur da bunları ebedî yaşam boyutuna transfer etmeyi düşünmezsin?..

Evet, Rasûlullâh, açıkladığı hakikati anlayıp yaşayamayanların ebedî olarak cehennem boyutunda kalacaklarını, açıklıyor… Hem de cehennem boyutu için yaratılanların oranlarını şu misalle açıklayarak:

“Bir siyah öküzün üstündeki kıllar kadar…” 

Bunlardan kendini cehennem boyutundan kurtarabileceklerin oranını da şöyle vurguluyor:

“Bir avuç ayası kadar yerdeki beyaz tüylerin oranı…”

Kimsin?.. Gerçek dostların kim?..

Kimler cehennem boyutu dostların; kimler cennet boyutu dostların?..

Kimlerle hangi konuları paylaşıyorsun?

Paylaştığın konulardan da anlamıyor musun onların hangi boyut için var olduklarını?..

Dünyalık için yardımcı olduğun, teşvik ettiğin insanlara, cennet boyutu için ne kadar yardımcı oluyorsun?..

Dünyalık için bin türlü akıl öğretirken, cennet boyutu için “bir kere konuşup kimseyi zorlamam” diyerek nasıl bırakırsın?..

Dünyalık çalışmıyor diye bin kere kafasına kakmak varken; cennet boyutu yaşamaları için niye beş kere uyarmayı göze alamıyorsun?..

Alırsan kaybın neler olacak?.. Bu kayıp ne kadar ve nereye kadar sürecek?..

Dünya için çalışmayan neler kaybedecek ve nereye kadar?..

Cennet boyutu için gerekenleri yapmayan neler kaybedecek ve nereye kadar?..

“Dost’tan Dosta” kitabından uzun yıllar önce yazılmış bir söz:

“Kişinin teşvikine bak, ne için yaratılmış olduğunu anla!”

Dostlar bugün varız, belki de bir daha hiçbir araya gelemeyeceklerimiz var…

Lütfen şunu çok iyi anlamaya çalışın…

Ya da ben anlatamıyorsam daha iyi ve anladığınız gibi anlatan birini bulun… size anlatsın…

Bir daha dünyaya geri gelme şansınız yok!..

Geçen, boşa harcadığınız zamanı da telâfi etme şansınız yok!

Bugün çevrenizde olan herkesi burada bırakıp, tek başınıza yolculuğa çıkacaksınız; size en yakın olan eşinizi bile yan yastıkta bırakıp kendi rüyanıza, kendi dünyanıza daldığınız, gibi!..

Beyninize, ruhunuza yüklediklerinizle baş başa olarak, yalnızca!..

Eşimin benden gizli saklı hiçbir şeyi yoktur!

Benim de kaldırabileceği hakikatler için de öyle!

Ama buna rağmen, rüyamız ayrı; bazen bazı noktalarda kesişse bile!..

Peki, ideali ayrı, dünyası ayrı, rüyası ayrı insanlarla yaşamak uğruna “Allâh”ı yitirip; ebeden, bir insan öncesi mahlûk gibi yaşamayı kabullenmek niye?

Bir başağrısı düşünme yetinizi ortadan kaldırırken; yıllar ve alışkanlıklar beyninizi parça parça mahvedip tüketirken; beyninizin kalan ne kadarlık kullanılır kısmıyla ve önünüzdeki ne kadarlık bir zaman içinde “Allâh”ı tanıyıp, “ayna”sında kendinizi seyretmeyi düşünüyorsunuz?

Ne zamana kadar, Deccal süsü olan ve sizin dünya ile oyalanmanıza yol açan oyuncaklar ile zamanınızı boşa harcayacaksınız?

Alın bir Kur’ân meâlini ve bu idrak ile tekrar baştan sona okuyun bakalım; neler diyor, Allâh’ın sizin için daha hayırlı olması konusunda, dünya süslerinin sizlere neler kaybettirmekte olduğu konusunda…

Evet dostlar, ben demiyorum ki, dünya için çalışmayı bırakın…

Din, siyaset ve dünya saltanatı için gelmemiştir…

Din insana, geleceğini kurtarması, Hakikatini tanıması, “halife”liğini yaşaması için; “Allâh ahlâkıyla ahlâklanmış olarak” yaşaması için gelmiştir…

Öyle ise bu gerçek doğrultusunu benimsedik mi, yoksa bu hobiyle dünyamızı daha zevkli hâle mi getiriyoruz?

Lütfen bunun cevabını, yatınca gözümüzü kapadıktan sonra gerçekçi bir şekilde düşünelim… Dönüşü olmayan bir yolda hızla ilerliyoruz zira…

110 bilgisayar var şu anda AHAD odasında…

Acaba kaçı gerçekçi cevap verebilecek bu soruma, 110 pc başında bulunan yüzlerce kişiden?..

Neyse… haydi isteyenler sorsun sorularını, ben de bilgim dâhilindeyse cevaplamaya çalışayım…

Kimsenin bir sorusu yoksa…

Herkese iyi geceler… Katıldığınız için teşekkür ederim…