OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Hepiniz hoşgeldiniz…

Soru

− Kurân’da bahsi geçen Tarık yıldızı: a) Yeryüzü semâsının dışında bir yıldız mıdır?.. b) “O delen bir yıldızdır” âyeti ile anlatılmak istenen nedir?..

Üstad

− Tarık; Cediy yıldızıdır! Yeryüzü semâsının dışında bir yıldızdır… Gün doğarken görünür, karanlığın ilk anında görülmesi sebebiyle karanlığı delip geçmesi sembolize edilmiştir…

Semâ; insanın şuur boyutuna işaret ettiği gibi; semâdaki yani şuur boyutundaki bazı gerçekler, insandaki bilgisizlik karanlığını delip geçer anlamındadır… Bu konuda Elmalı Tefsirinin 8. cildinde adı geçen sûrede bilgi bulabilirsin…

Soru

− Namazda Fâtiha okumak ile namazın iki rekât oluşu arasında bir bağlantı var mıdır? İlk rekâttaki Fâtiha, fenâfillâha işaret edebilir mi? İlk rekâttaki secdede “YOK”luğunu yaşayan birimin, fenâ buluşuna ikinci rekâtın başındaki Fâtiha mı işaret eder?..

Üstad

− Namazda Fâtiha’yı OKUMAMIŞ olan, zaten SECDE de yapmamıştır… Secde, ancak Fâtiha’nın “oku”nmasıyla mümkündür!..

Soru

− Güneş’in radyasyon büyüklüğü, görülen radyasyon kütlesinden fazla olduğu dikkate alınırsa; Dünya’yı içine almış mıdır? Şayet kapsıyor ise… Güneş’ten alınan can yani enerji, madde planımızın altında bir boyut olmuyor mu?..

Üstad

− Dünya şu an Güneş’in radyasyon alanı içindedir!.. Bu yüzden de bir mânâda, biz şu anda cehennemde yaşıyor sayabiliriz kendimizi!..

Soru:

− Güneş’ten alınan can yani enerji, madde planımızın altında bir boyut olmuyor mu?..

Üstad

− Oluyor!

Soru

− Üstadım, bir hadiste “Soru ilmin yarısıdır”, diğer bir hadiste ise “Allâh sizde görülen üç şeyden nefret eder: dedikodu, malı ziyan etmek, çok sual sormak…”

Yine Mâide Sûresi 101. âyeti kerîmede “Ey müminler, size açıklanması hâlinde fenanıza gidecek şeylerden Rasûl’e sormayın…” denilmektedir. Bunların ışığında soru sorma adabı ve hassasiyeti nasıl olmalıdır?

Üstad

− İki türlü soru sormak vardır;

Birincisi, ilim öğrenmek için olan…

İkincisi, başkalarının açıklanmamış hâllerini öğrenmek amacıyla olan… Buna TECESSÜS de denir… Kur’ân, “TECESSÜS ETMEYİN” diyerek; başkalarının açıklamadığı hâllerini sormanın yanlış olduğunu bildirmiş ve bunu yasaklamıştır…

Soru ilim öğrenmek içinse, insanı zirveye doğru yükseltir; tecessüs içinse batakta eritir!.. 

Soru

− Cehennemde insan kaç yaşında ölürse, o sûretle var olacaktır görüşünün esprisi neye dayanmaktadır?

Üstad

− Ruhun ölüm ötesi yaşamdaki sûreti, bedenle ilişkisinin bittiği son andaki görüntüdür… Bu mahşerde de aynen devam eder!..

Soru

− Efendimizin ümmî oluşunun bâtınını açar mısınız?..

Üstad

− Herhangi bir varlığa tapınmayan; bununla beraber Allâh sistemini de henüz okuyamamış olan anlamına olarak, “Ümmî” tâbiri kullanılmıştır.

Soru

− Işık hızını aşmak “Fetih” özelliğine sahip olmak anlamına gelir mi?..

Üstad

− Evet!

Soru

− “Allâh ilminde, şefaat bakımından en faziletlisi Kurân’dır… Ne Nebi, ne melek, ne de başkası…” hadisini açar mısınız..?

Üstad

− İlmin en geniş kapsamlısı Kurân’dır da onun için… ŞEFAAT konusun önceki günlerde işlemiş ve ŞEFAAT kelimesinin anlamını açıklamıştım… ŞEFAATİN anlamını oturumları takip eden bir arkadaştan alırsanız, olayı daha iyi anlarsınız…

Soru

− Efendimiz (a.s.) cennette yenen ilk yemeğin balık ciğeri olduğunu söylüyor, kastettiği acaba nedir?..

Üstad

− Onu cennete gidersem anlayacağım!..

Soru

− Sûretten kasıt bildiğimiz yüz şekli midir..?

Üstad

− Hayır, mânâ sûretidir!

Soru

− Vahdet-i şuhud ile Şuhud-u Zât arasında ne fark vardır?..

Üstad

− Vahdet-i şuhud ile Şuhud-u Zât arasındaki farkı anlatabilecek bir mertebede olmam için benim Şuhud-u Zât mertebesinde, yani Zamanın İnsan-ı Kâmili olmam gerekir… Oysa ben bir garîbim!.. Ne anlarım o mertebelerden!

Soru

− Âdem (a.s.)’a âsi olan İblis, kıyamete kadar yaşayacak olan mı..?

Üstad

− Hayır… İblis neslidir…

Soru

− Enbiyâ’ Sûresi’nin 7. âyetinde “… Bilmiyorsanız, kitap ehline sorunuz!”; “kitap ehli”nden ne anlamalıyız? Sadece Musevî ve Hristiyanlar mıdır? 

Üstad

− Özel anlamıyla onlar olmasına karşın, genel anlamıyla bana göre “Kitap Ehli”nin anlamı; “OKU”MAYI başarmış olanlardır… Ancak onlar, sorulara, KİTABI “OKU”yarak cevap verebilirler…

Soru

− Birim ölümü tattıktan sonra, nasıl oluyor da kabre konana kadar artık ait olmadığı bir boyutu görüp, duyup, algılıyor; sorgu meleklerinin gelmesinden sonra neden algı kesiliyor?..

− Kişinin başına umulmadık şekilde belâ geldi… Veriler ışığında sabrı nasıl yaşamalı..?

Üstad

− Elinden geliyorsa o belâdan kurtulmanın yollarına başvurursun…

Elinden gelmiyorsa oturup sabreder ve bu arada da o belânın gerçekte sende hangi konuda bir arınmaya yol açacağını araştırırsın…

Soru

− Kâbe’nin kapısı… Neden hep O temsil ediliyor? Bir dostum Umre’den Kâbe’nin kapısını getirdi… Ben hediye olarak memnun oldum fakat ne mânâya geldiğini çıkartamadım?

Üstad

− Kapı bir giriş sembolüdür… Sana da o kapıdan girip içindekiyle tanışasın temennisi anlamında olsa gerek…

Soru

− Beni İsrail Nebileri Hz. İsmail’in mi, yoksa Hz. İshak’ın soyundan mı geliyor?..

Üstad

− İncelemediğim bir konu… Beni fazla ilgilendirmediği için… Bilmiyorum…