OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Selâmu aleykum dostlar…

Hacc’a gitmek üzere yakında yola çıkan bütün dostlara…

Allâh kolaylaştırsın, idrakına erdirsin, değerlendirmeyi nasip etsin!.. Orada bugüne kadar öğrendiklerinizin imtihanını yaşayacaksınız… Başarılar dilerim…

Cevaplar

− Amin.

− Sağolun Üstadım.

− Amin…

Üstad

− Sorarlarsa bana “Dünya’da ne yaptın?” diye, cevabımı hazırladım şimdiden:

Müslümanlar tek Tanrıya inanıyorlardı… Onlara “ALLÂH” adıyla işaret edileni anlatmaya çalıştım… Anlattıklarımla, “TANRI”larını “update” ettiler… (Dosttan Dosta: 987)

Bazı dostlar beni eleştirdi… Bu yaptığın belki iyi; ama gelen cevapları görüyoruz; hiç kimseye hiçbir şey verememişsin!.. Acaba bu chat’lerin faydalı olduğuna inanıyor musun? diye…

İnsanlara boşa masraf kapısı açmışım!.. Ama ben kimseyi DAVET etmedim ki, birkaç çok yakın arkadaşım dışında!.. Biz dostlarla sohbet ediyoruz, dileyenler de katılıyorlar…

Allâh hidâyet etmedikçe ben edemem!..

Allâh şefaate izin vermedikçe, kimse şefaat edemez!.. Değerli bulmayan, değerli bulduklarıyla meşgûl olur…

Acaba bu anlatılanları anlamış olanlar, en yakınlarından başlayarak kaç kişiye gerçeği göstermek suretiyle onlara zulmetmekten vazgeçti!.. Bu ilim gerçekse, bundan yüzçeviren “ALLÂH”tan yüzçevirmiştir!..

Bu anlattıklarımız yalansa, o zaman burada vakit kaybeden kendine zulmediyor demektir!..

Ya erkek gibi inandıkların doğrultusunda yaşa, ya da hanımağa ol, hanımla gönül eğlendir!.. Ya da beyle!..

Anlattıklarımı iyi dinleyip, anlamaya çalışın; boş yere saatler boyu boşa telefon parası ödemeyin…

Benim anlattıklarımı dinlemek istemeyenlere ben de gene masal anlatırım sonra…

Hani geçenlerde bir masal anlatmıştım ya!..

O zaman birisi gelip, Rahmetli Osman Efendi’ye sormuştu…

− Hocam İstanbul’da ev almak istiyorum, ne dersiniz; diye…

Rahmetli de;

− Oğlum, kirada oturmaya devam et… Evler çok pahalı… Yarın Yunanla savaş olunca bütün Ege sahillerinde evler bedava verilecek de alan olmayacak, para orada pul olacak… 

Ondan sonra da İstanbul’u Ruslar işgal edince herkes evini satıp Anadolu’ya gitmek isteyecek; yok pahasına ev alabilirsin o zaman… demişti…

O zamandan bu zamana 30 küsur yıl geçti ve henüz ne Ege’de ev alanların parası pul, oldu; ne de İstanbul’dakilerin… Ama rahmetli, böyle olacağına inanıyordu…

Bu devirde savaş çıkacaksa eğer, herhâlde en akıllıca iş, parayı altında tutmak olur, zira döviz de para etmez, mülk de toprak olur; ve altın patlama yapar gibi geliyor bana…

Ama bu dediklerimi hemen yarın gibi de algılamayın… Dövizin değer yitirip yalnızca altının değerli olması ancak üçüncü Dünya savaşı yani Avrupa’nın Rus işgaline girmesiyle mümkündür gibime geliyor… Bu düşüncem yanlışsa, uyarın lütfen beni…

BÜHL’ün korkusu dünyayı (elindekileri) kaybetmek, ârifin korkusu da Allâh’tan perdeli yaşamakmış!..

İlme nankörlüğün cezası, ilimden ebeden mahrum kalmakmış!..

Aptallar arasında en az aptal olan, akıllı demek değilmiş, âkiller indînde!..

Zulmeden, zulüm bulurmuş; da, neden bu zulme uğradım dermiş… “Zulüm” nedir ki?..

Valla ben pek yazacak bir şeyler bulamıyorum böyle vakit geçiriyorum…

Bâri siz bir şeyler anlatın bakalım… Belki bana, kendimi aldatmaktan kurtulup, gerçekten Rasûlullâh yolunda İNSANLARA SIRF ÖLÜM ÖTESİ BOYUTUN GERÇEKLERİNİ İDRAK ETTİRMEM İÇİN YAŞAMIMI DEĞERLENDİRMESİNİ öğretebilirsiniz…

Cevaplar

− Üstadım, size bahşedilen deryadan kıyıya vuran “inci tanelerini” toplamaya çalışıyoruz…

− Çok faydalanıyoruz. Lütfen böyle kalsın Üstadım.

− Üstadım, ne kadar şükretsek şükrümüzü edâ edemeyiz. Biz bu üç günü iple çekiyoruz sizinle beraber olabilmek için. Bu nimeti değerlendirebilmek kolaylaşmış olsun hepimize.

− Şükründen âciziz Üstadım…

− Siz yavrularınızı sütsüz bırakmazsınız Üstadım…

− Hayır Üstadım.

− Şükründen âciziz Üstadım!..

Üstad

− Teşekkür ettiğinizin kim olduğunu bilmediğiniz sürece “şükür” etmiş olmazsınız!..

Cevaplar

− Mahrum bırakmayın Üstadım…

− Sudan çıkmış balığa döneriz…

− HAYIR Üstadım…

Üstad

− Evet çoğunluğun fikri belli oldu… Sorularınız neler bakalım? 

Soru

− Allâh ilminden yüz çevirmek; Allâh zikrinden yüz çevirmek midir?..

Üstad

− Evet!..

Soru

− “Sarhoşken namaza yaklaşmayınız” âyetinde ifade edilen sarhoşluğu, fiziki sarhoşluğun dışında “benlik sarhoşluğu” olarak da algılayabilir miyiz?

Ayrıca “yaklaşmayınız” ifadesini “yakîn elde edemezsiniz” olarak düşünürsek, o hâlde “benlik sarhoşluğu ile namaz kılarsanız yakîn elde edemezsiniz” olarak düşünmemiz gerekir “zan” ediyorum!..

Üstad

− Sarhoşken namazın mümkün olamayacağına işaret ediliyor…

“SARHOŞ” olmanın ne demek olduğunu anlarsak, o durumda iken namazın mümkün olamayacağını, namaz Mi’râc olduğuna göre bunun da yaşanamayacağını fark etmiş oluruz…

Soru

− Zikrin sırdan, ahfâdan olması gibi mecazî anlatımları nasıl anlamalıyız, bugünün gerçeği ile..?

Üstad

− Esmâ ve Sıfat boyutuna dair müşahedelerdir bu zikirler…

Soru

− İlk defa görülen bir müminin karşısında yapılan dua kabul olunur mu?.. O müminin kalbi Beytullâh sayılabilir mi?..

Üstad

− O “MÜMİN”i bulursan, evet!.. Bunun için “Mümin müminin aynasıdır” hadisinin mânâsını araştır…

Soru

− “Zerre küllün aynasıdır”ın mânâsını “Mümin müminin aynasıdır” sözü ile bağdaştırabilir miyiz Üstadım?..

Üstad

− Hayır… Allâh indînde ne küll vardır ne de zerre!.. Mümin ise isimler içindeki bir “ALLÂH İsmiyle İşaret Edilen”in isimlerinden biridir…

Soru

− “Rahmân’ın iki eli”nden murat olarak Celâl ve Cemâl sıfatlarını da düşünebilir miyiz?..

Üstad

− Evet…

Soru

− Ocak sohbetinde cennetin Galaksi ile sınırlı olduğundan söz ediliyordu… Diğer galaksilerden haberdar olanlar için, cennette olmaması gereken sıkıntıyı yaratmaz mı?..

Üstad

− Eğer görüş alanının o galaksileri kaplamadığını FARK EDERSEN elbette yaratır!.. Ayrıca…

Galaksinin göze hitap eden madde yapısını cennet olarak düşünmek yanılgıdır… Cenneti bu yapıdaki boyutsal yaşam olarak değerlendirmeyi unutmayın.

Soru

− Zikir ile tespih diye anlatılanların kesiştiği noktalar nelerdir… Zikir hangi durumda tespih diye de anılabilir?..

Üstad

− Zikir, “Allâh”ın sende kendine bakışıdır!.. Bu da Sıfat, Esmâ yollu veya sana izafeten Efâl yollu olabilir!.. Varlığın ise, tespihindir!..

Soru

− “Mümin rüya görmez” hadisi ile Hz. Rasûlullâh’ın 6 ay boyunca rüya görmesini nasıl anlamalıyız?..

Üstad

− Benim tüm yaşantım rüya olduğuna göre, bu sorunu cevaplamakta yetersizim.

Soru

− Kâbe, Zât’a işaret ediyor ise; oluşan tecellinin sadece Celâl yönlü olmasını nasıl algılayacağız?..

Üstad

− Ona Celâl yakışır!..

Soru

− Mutlak değerlendirme ALLÂH’a aittir idrakıyla ALLÂH’a hamd edebilir miyiz?

Üstad

− Allâh’a ancak Allâh HAMD eder… Okumuyor musun, “HAMD ona aittir”i… ”Hamd”ı ancak ve yalnızca O yapar!..

Soru

− Mutlak varlık “Hayy” ise ve Hayat dahi bir sıfat ise, düşünüyorum ki Hayat yaratılmış olamaz. Çünkü “Hayat” sıfatı “Tekvin” sıfatından öncedir.

Yani “Hayy olan” yaratır. O hâlde Hayat mutlak varlık için bir “sebep” midir? Yoksa bir “gerek” midir?..

Üstad

− Hayat, bize göre bir gerektir… Mutlak Zât bu kavramdan da münezzehtir!.. Soruna teşekkür ederim…

Soru

− Üstadım sanırım benim gibi herkes şok oldu… Bu zorlu devrede manevî ve dünyevî yapılması gerekenleri daha açmanız mümkün mü?.. Teşekkür ederim…

− “Size hesap görmeye nefsiniz yeter” âyeti doğrultusunda Münkir ve Nekir meleklerinin fonksiyonlarını nasıl değerlendirmeliyiz?..

Üstad

− Bakın… Burayı iyi anlamaya çalışın, boş şoklardan çıkarak!..

Ölüm belki yarın kapınızda, bunu düşünüp şok olmuyorsunuz da, masalları kafanızda büyüterek kendinizi şoka sokuyorsunuz…

Olacaksanız, hâlâ “Allâh Adıyla İşaret Edilen”in ne olduğunu anlamayışınıza ŞOK olun!..

Bu durumda geçseniz öbür tarafa ne olacak?..

“Allâh Adıyla İşaret Edilen”in sayısız özellikleri, bazen de birbiriyle çelişki gibi görülen anlatımlarla bize anlatılmaya çalışılıyor…

Allâh isimlerini, biz Hulûsi’nin isimleri gibi anlamayalım!..

Kaldı ki, Hulûsi’nin isimleri bile, Hulûsi’yi anlatmaya yeterli değildir!..

İsimlerle nereyi yakalamaya kalkarsan, oradan eli boş çıkarsın!..

Ne zaman o isimle O’nu kayıt altına alırsan, yalnızca bilincini kayıtlamış olursun!..

Hangi anda hangi boyutta nasıl açığa çıkarsa, algılayana göre; orada bir isim yaratılır!.. İsim perdesi kalkmayan sağlıklı düşünemez!..

İsimler bize yolda ışık tutan fener gibidir… “ALLÂH Adıyla Anılan”ın isim ve sıfatları dahi, bizim düşünmemiz dilendiği biçimde bize bildirilmiştir ki; bildiren, bildirdiklerinden MÜNEZZEHTİR!..

Bilmem anlatabildim mi?..

Cevap

− Merhaba Üstadım, sohbetler haftanın her günü olsa azdır, gonca güller susuz kalır!

Üstad

− Gonca güller bugüne kadar nasıl susuz yaşıyorlarsa yine öyle yaşamaya devam edebilirler!.. Zor olmasa gerek… Yolunu bulmuşlar demek ki!..

Soru

− “Hedef ZÂTÎ hiçliğinin sonsuz ve sınırsızlığına ulaşmaktır” ifadesini biraz açar mısınız?

Üstad

− İsmi terk etmeden resme eremezsin!..

Tasavvuf mecazdır…

Tasavvufun “vuf”una eremezsen, “tasa”sında kalırsın!..

Allâh isimlerinin dahi mecaz olduğunu ve bu mecazların neye işaret etmek istediğini bilmiyorsan, “ZÂT” kelimesi de bir isim olarak şuurunu işgal etmez mi acaba?..

İsimsiz düşünmek nasıl olur?..

Bunu bana anlatacak var mı?..

Soru

− Resme ermek… ne demektir Üstadım?..

Üstad

− Kendini aradan kaldırıp, Tek’i müşahede etmek!

D… kaç yaşındasın?..

Cevap

− 15…

Üstad

− F… kaç yaşındasın? Neredesin?..

Cevap

− Üstadım 18 yaşındayım… Berlin’de…

Üstad

− F…, isimden geçip resme ermekten ne anlıyorsun?..

Cevaplar

− İsmi unutup aslına yönelmeyi Üstadım!..

− Benlik yoksa isim de yoktur. Bunun için benlikten kurtulmak gerekir.

Üstad

− “İnsanlara, “ALLÂH”ı anlattım… “TANRI”larını “update” ettiler!” sözünü iyi düşünün!.. İyi geceler…