OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Hepinize Aleykum selâm…

Kimsenin bir şey soracağı yok mâdem öyle, ben soruyorum hepinize!

Cenaze namazını kadınlar da kılabilir mi?

Cevaplar

− Evet, kılabilir.

− Evet kılabilir… Rasûlullâh (a.s.) zamanında olduğu gibi…

− Evet çünkü cenaze namazı bir duadır, duayı herkes yapabilir.

− Namazın ne olduğunu bilmeyen, cenaze namazını taklidî yapsa ne olur yapmasa ne olur?..

− Kurallara uymak şartıyla evet…

− Vakit namazı şartlarını yerine getirerek kılabilir.

Üstad

− Peki şimdi herkese tekrar soruyorum… Cenaze namazı nedir, niyedir, cenaze namazı kılmakla ne olur?..

Sakın ola ki DUADIR diye cevap vermeyin…

 Cevaplar

− Ölüye rahmettir…

− Cenaze namazı mevtânın son müşahedesine yardımcı olmak için kılınır.

− Ölümü tatmış kişiye, yakınları ve dostları tarafından, imam önderliğinde son kez enerji takviyesi yapılması, kabir yaşamına geçişte mevtâya kolaylık sağlamasıdır.

 − Ölen kişi için Allâh’tan af dilemektir…

 Üstad

− Evet cevapları bekliyorum… Ölülerle sohbet etmiyorum… Dirilerden cevap bekliyorum..!

Ben bu kanalı vaaz vermek için açmadım! Ne soru soruyorsunuz; ne cevap veriyorsunuz!

Böyle giderse, sadece istediğim kişilerle özel ikili görüşme yaparım…

Size aktif kanal açtım, değerlendirmiyorsunuz…

Bilmemek ayıp değil…

Cevaplar

− Mürşitler ölmeden evvel ölüme hazırlarlar kişiyi, cenaze imamını da burada bir mürşit olarak düşünürsek… Müridlerinin ölmeden ölümü tatmasını kolaylaştırır, anlamında algılıyoruz.

− Nasıl mezarlığa gidince ölümü hatırlıyor isek… Cenaze namazını kılan da, kendi cenaze namazını kılmış olabilir…

− Son bir pozitif enerji akımı gercekleşir.

− Ölü için mağfiret talep etmektir…

− Bir yönüyle de kul hakkının kaldırılması…

 − Son defa pozitif enerji yüklemek amacıyla olabilir…

Üstad

− Cenaze namazında amaç nedir?.. Neden kılınır?..

Peki ben anladığım kadarıyla anlatayım dinleyenlere…

Mevtâ (yani ölümü tatmış kişi) o anda şuurlu ve dışarıdakileri görür vaziyettedir… Bunu biliyorsunuz… 

Allâh Rasûlü bunun böyle olduğunu söylüyor… O anda orada toplanan kişiler onun arkasından değil, gözünün önünde ona temennide bulunuyorlar, yeni ortamında zorluklarla karşılaşmaması amacıyla…

Ve hepsi de ona beyin dalgalarını yollayarak o ortamda güçlü olması için destek veriyorlar… Kişi o anda kendisine bu desteği verenleri görüyor ve seyrediyor…

Gene Allâh Rasûlü’nün bir açıklaması var;

“Kırk sâlih kişi, bir kişinin cenaze namazını kılarsa o kişinin günahları bağışlanır…”

Bu arada başka bir ifade daha var…

“Ölen sâlih kişi ise, cenaze namazındakilere şefaat eder…” diye…

Yani buradan da anlaşılıyor ki, olayda karşılıklı bir alış-veriş söz konusudur!..

Soru

− Peki “sâlih kişi” ile ifade edilen nedir, Üstadım?

Üstad

− Beşerî kavramlardan arınıp bilinç boyutunda kendini bulmuş ve bilincini istediği gibi kullanarak ruhunu yönlendirebilen kişi anlamında… Tanrı kavramından kurtulup kendi hakikatini tanıyarak gereğini yaşayan da diyebiliriz…

 Soru

− Üstadım, bu insanlara velî diyebilir miyiz?..

 Üstad

− “Velî” ismi, asker kelimesi gibi genel bir anlam taşır… Sâlih ise, asker içindeki general sınıfına örneklenebilir…

Soru

− Yani en az Mülhime nefste kendini bulmuş diyebilir miyiz?..

 Üstad

− Mardiye bilincini yaşayanlardır Sâlih’ler… Yani; yedinci sınıftan, beşinci ve yukarısı…

Mülhime’de olanlar, hâlâ tanrı kavramından kurtulamamışlardır…

İnsanın hele bugünkülerin, “Allâh” adıyla etiketledikleri tanrılarından arınabilmeleri fevkalâde güçtür!

Sen, kendin veya karşındakinin ötesinde yönelecek bir varlık düşündüğün anda, tanrıya tapanlardansın demektir! Bunun anlamı da dinde KÂFİRdir… Yani Allâh gerçeğini örten!..

Ancak, gördüğünle de asla kayıt altına alıp, O’nu sınırlama!

Karşındakini kendinden ayrı gördüğün, ve bedenine veya ruhuna bir ayrıcalık verdiğin sürece de ŞİRK içindesin; demektir…

Küfür ve şirkten arınmamış olanın ise “tanrı” kavramından arınmış olması mümkün değildir… Çünkü henüz tevhid ehli olmamıştır… Hep tanrısını Allâh etiketiyle bezemiş olarak kozasındaki yaşamına devam ediyor ve kendini avutuyor demektir!..

Soru

− Peki Üstadım zaten Radiye’nin üst sınıfından bir kişi bile o ölenin günahlarını bağışlayamaz mı? Niçin kırk kişi?..

 Üstad

− Kırk mümin diyor, kırk sâlih kişi değil!.. Mümin de, sınıf sınıftır… Mümin vardır, ama hâlâ gizli şirk içindedir!.. Vahdeti anlamamıştır; tanrı kavramından kurtulamamıştır…

Bizim “AKIL ve İMAN” kitabımızı yazmamıza sebep olan âyeti bir hatırlayın bakalım… Bir kitabı, yalnızca bir âyeti açıklamak için yazmıştık… 

Neydi o âyet:

“EY İMAN EDENLER… ALLÂH’a “B” sırrıyla İMAN EDİN!..”

Soru

− Üstadım, benim anladığım kadarıyla bayanlar da cenaze kılabiliyor… Ben kıldım.

− Üstadım… Hz. Ebu Bekr’in döneminde, zekât vermeyen kişiyi katlettirdiği olayını “Dinde zorlama yoktur”âyeti ile nasıl bağdaştıracağız?..

 Üstad

− Zekât, kişinin içinde yaşadığı topluma karşı, kişinin toplumsal borcudur!..

Vergi vermeyeni hapse atınca, bu zorbalıktır, zorlamadır diyor musun ki?..

Devlet yapınca iyi de, Din insanlara o toplumdan kazandığının kırkta birini o toplumdaki fakirlerle paylaş deyince mi zorbalık?!!

 Soru

− O zaman din birey için gelmemiştir Üstadım bu doğru mu?

Üstad

− Yavrum, Din; “Allâh Adıyla İşaret Edilen”in yaratmış olduğu sistemdir…

Sistem insan için kurulmamıştır; insan sistem içinde var olmuştur!..

Sistemdeki bir anayasa da şudur: “İnsan, başkalarını kendine tercih etmedikçe; kendisini başkalarından üstün ve ayrı gördükçe, “İnsan” olamaz ve hakikatini idrak edemez!..” Bu sebepledir ki paylaşmak, en büyük insanî değerdir… Bencillik de tam anlamıyla hayvani bir sıfattır!

Soru

− “Ruh üretimi yoktur!” demekle ne kast ediliyor, biraz açar mısınız?

 Üstad

− Âdem’in Âdem olması ve Allâh’ın yeryüzündeki halifesi olma özelliğini kazanması, ancak beynin aldığı melekî etkilerle mutasyon geçirmesi ve ondan sonra da bu mutasyonun genetik olarak nesline geçmesi dolayısıyladır… Bu konuyu “TEK’İN SEYRİ” kitabında yazmıştım sanırım…

 Soru

− Cennette herkes 33 yaşında olacak, deniyor… Bazı birimler yontulmadan, şekillenmeden ancak ruhlarını üretmiş olarak hayata veda ediyorlar… Onlar cennete nasıl 33 yaş ile anlatılan kemâle erecekler…

 Üstad

− 33 yaş, fiziksel olgunluk olarak anlatılmıştır… Aksine bunu şuur düzeyi olarak anlarsak, o takdirde cennete giden herkesin aynı idrak ve mertebede olması gibi bir sonuç çıkar ki, bu ne Dünya’da mevcuttur, ne de cennette!

Soru

− Üstadım, son günlerde devamlı bahsi geçen klonlama (canlı kopyalama) tekniği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Üstad

− Klonlama konusunda Londra’dayken, Londra Türk Radyosunda bir panele katılmış ve görüşlerimi orada açıklamıştım… Bunun yazılı metni İstanbul’da H…. de var… Onu ara, sana bu konuda yardımcı olsun…

Başka sorusu olan yoksa bu akşam da bu kadar olsun… Ayrıca bu canlı ve aktif bir program… Karşımda ölüler görmek istemiyorum…