OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Sorun, zaten başında açıklıyor olayı… “Öz”e ermeyi veya “ÖZ”ün ne olduğunu anlamış biri azap−nimet gibi kavramlarla uğraşmaz!..

Azap−nimet kavramı içinde yüzen biri de, zaten “ÖZ” kavramından henüz nasibini alamamıştır!.. Onun için, önce olayın ne olduğunu kavramalıyız!..

Soru

− Üstadım!.. Bugün Cuma namazından sonra biri, televizyonda bir İlâhiyat Profesörü’nün: Hacc’ın Şevval−Zilkade− Zilhicce denilen Hac aylarında, kolaylık için, taksim edilerek yapılmasının doğru olduğunu söylemesini bana sordu…

Ben de: “Bu uygulamayı bir Allâh Rasûlü ancak değiştirebilir” diye o anda aklıma geleni söyleyerek o kişiyi cevapladım…

Bu mevzuda ne dersiniz?.. Teşekkür ederim…

Üstad

− “Bu aylarda haccedin, yani zamanını siz seçin” uyarısına göre; Rasûlullâh o tarihi uygun bulup seçmiştir; ki bizim de “O”na ittibâmız var ise aynı tarihi değerlendiririz…

Bildiğiniz gibi, bilgi yükleme işini, harf ya da virgül bile kaçırmadan bilgisayarlar da yapıyor…

İnsanı, “insan” kabul ettiren faktör, bilgisi değildir!..

İdrakı oluşmamış ilim, yüklenilmiş yüktür!..

“İnsan” ancak başkalarına bir şeyler verebilirse “insan” olur!..

Karşınızdakine, “acaba ona ne verebilirim” diye mi yaklaşıyorsunuz, gidiyorsunuz, kabul ediyorsunuz evinize?..

Yoksa, acaba ne alırım; diye mi gidiyorsunuz?..

Kendinize bunu sorun!.. Kendinizi aldatmayın!..

Kim olursa olsun, onunla bir araya gelmeden önce, niye ben bununla görüşüyorum; almak için mi, vermek için mi? diye sorun kendinize!

Görüştüklerinizden kaçıyla bir şeyler vermek için görüşüyorsunuz?..

Sakın kaçmayın sağa sola!.. Bende verecek bir şey yok ki, ne vereyim, gibilerden cevaplarla konuyu saptırmayın, kendinizi aldatırsınız!..

İnsan, insanlığını yitirir, idrak melekesini kilitleyip, taklitle yaşadığı zaman!..

Toplumun robotu “insan” olmaz!..

İnsan yolunu kendi aklıyla seçmelidir!..

Bunun için de ilim elde edip; aklı ile kendi yolunu kendisi çizmek zorundadır!..

Söylenenleri tekrarlamak ve nakletmek, insanı “insan” yapmaz!.. 

İnsan, özünden ürettikleri kadarıyla insandır!..

Lokomotif olun, vagon değil!..

Bunun için de tek şart, düşünmesini öğrenmektir!.. Ezberciliği terktir!..

Konuşmadan önce düşünün; bu cümlede şu kelimeyi söylersem, neler anlaşılır; bu kelimeyi kullanırsam neler anlaşılır diye!..

Her an ne yaparsan yap; niye yapıyorum, sorusunu sormaya alıştır kendini!..

Bütün mahlûkat kendi menfaati için yaşar!.. Vermek ise, “ALLÂH” ahlâkıyla ahlâklı olana aittir!

“Allâh ahlâkıyla ahlâklanmanın” lafını çokça ediyoruz da; bir de bunun anlamı nedir, diye düşünsek ya!..

“Allâh” ahlâkı nedir?.. Soru bu!..

Sen, “Allâh” ahlâkıyla ahlâklandın mı; demeden önce, bunun ne olduğunu idrak etmek; ve dahi hissetmek gerek!..

Kim bana tarif edecek, “ALLÂH AHLÂKI” nedir?..

Cevaplar

− Bence, kayıtsız şartsız sevgidir…

− Karşılıksız üretmek olabilir mi?..

− Allâh’ın Tek’liğini bilip; Allâh’ın kaderinden razı olmak…

− Taklitten tahkike geçmek için mücahede; neticesinde müşahede yoluyla yaşantıya geçeçek; ilmi idrak etmek, tahkiki getirecektir diye düşünüyorum Üstadım! Sadece tefekkürle, gereğini yaşamak mümkün olmamalı! Bu da Allâh ahlâkıyla ahlâklanmaktır; diye düşünüyorum…

Üstad

− “İnsan” dışında bir varlığa “ALLÂH AHLÂKIYLA AHLÂKLAN” uyarısı yapılmamıştır… Niye?..

Cevaplar

− 99 ismi câmi olan insandır…

− Bürünmektir, bütün Esmâları ortaya koymaktır, kalıplaşmamaktır!

− Bence, Halifetullâh olarak yaratılmanın getirisi olsa gerek diye düşünüyorum…

− Çünkü İnsan DÜŞÜNEBİLEN bir varlıktır. Düşünebilen ve gereğini ortaya koyabilen…

− Allâh’ca düşünüp Allâh’ca yaşayabilmek, bakabilmek, görebilmek ALLÂH’CA…

− Vasıfsız olmaktır!

− Allâh Esmâsının mânâlarının hakkıyla birimde açığa çıkması diye düşünüyorum…

− Karşılıksız sevebilmek yalnızca insana mahsustur!..

− Ulûhiyete ait özellikleri kuvveden fiile çıkarabilmek… 

− Sistemdeki her şeyi yerli yerinde müşahede edip yaşamaktır; diye düşünüyorum…

− Vehmî, varsaydığın benliğinin, yok olduğu idrakıyla; benliğinin Onun benliği olduğu idrakına varmak diye düşünüyorum…

− Allâh ilmini idrak edip, insanlarla paylaşabilecek özelliğinden dolayı olabilir mi?..

− Beşerî değer yargılarından sıyrılıp; oluşları yorumsuz olarak seyretmektir!.. “ALLÂH İsmi İle İşaret Olunan”a ait mânâları, aşikâr edebilecek kapasitede yaratılmış varlık olan insan, halife olması özelliği ile Allâh ahlâkıyla ahlâklanabilme yetisine sahiptir; diye düşünüyorum…

− Yeryüzünde halifelik insana verildiği için…

− Terkibi gereği, Allâh Ahlâkıyla Ahlâklanın uyarısının mânâsını ortaya çıkarabilecek birim, yeryüzünde yalnızca insandır. Dolayısıyla bu uyarı yalnızca insan için geçerlidir…

− İnsan, varlığındaki özü açığa çıkarabilecek sûrette yaratılmıştır, halifedir.

− Özünü, hakikatini idrak edebilme kapasitesi yalnızca insana verilmiştir ve algılayabildiği kadar kendi özüne yönelir…

Üstad

− “Sonsuz”luk ve “sınırsızlık” özellikleriyle tanımamız istenenin “ahlâk”ı nedir ki?..

Cevaplar

− Pozitif, negatif ayrımı olmaksızın tüm mânâları eşit olarak ortaya koyabilmektir. Yeryüzündeki “halife” insan olduğu için, bu uyarı insana yapılmıştır.

− Hatta nötr bile olmamak…

− Hiçlik…

− … yok, gibi düşünebilmektir!..

− Aynı anda dışarıda çokluğu, içinde ise HİÇiği yaşamaktır. “Hep”te HİÇ’lik…

Üstad

− Yaşanılıyorsa, o “Hiç”lik değildir!..

“ALLÂH İsmiyle İşaret Edilen” NEDİR ki; “AHLÂK”ı ne ola? Ki biz de o “ahlâk” ile ahlâklanalım..?

Cevaplar

− Hiçbir şeyin kaydı altında kalmadan tüm özellikleri kendinde bulabilmek ve bunları dilediği şekilde ortaya koyabilmektir; Allâh Ahlâk’ı… DOST’tan Dosta 772.

“Sonsuz, sınırsız, niceliksiz ve niteliksiz, kayıtlardan berî, Allâh’ın ahlâkıyla nasıl ahlâklanılır?”

− Halifetullâh olma özelliğinin hakkını verebilmektir…

− Hiçbir şeyle kayıtlanamayan O’nun, özelliklerinin özünde açığa çıkması…

− İnsan yani Âdem, ALLÂH’ın 99 isminin açığa çıktığı yegâne varlıktır. İşte bu 99 ismin kayıtlarından kurtulabilen kimse ALLÂH’ın ahlâkı ile ahlâklanmış olur ki, artık o varlığını Hakk’a vermiştir…

Yürüyen, konuşan, hâsılı her hâlinde Hakk’la beraberdir… Halkın içerisinde olsa bile…

Üstad

− Evet, “İNSAN”a yapılan bu teklifin hakkını verip, üstümüze alınmamız için ne yapmamız gerek?

Cevaplar

− Sonsuz ve sınırsız yaratması sonsuz cömertliğini göstermez mi?

− Allâh’ın Esmâsını dengeli olarak ortaya çıkarabilme sonucunda birimsellikten çıkıp, ALLÂH’ın kalmasıdır!

− Allâh’ın isimlerinin mânâlarını ortaya çıkarabilmektir Allâh ahlâkı…

− Allâh’ın Ahlâkı; ahlâk“sız”lıktır; yani herhangi bir huy (özellik) ile kayıtlanmamaktır! Hiçbir ahlâkın (yaratılış özelliğinin) kaydında olmamaktır… ALLÂH, “huy” − “ahlâk” kavramından münezzehtir!..

− İNSAN; diğer varlıklardan farklı olarak ALLÂH ismiyle işaret edilen’e ait özelliğiyle var edilmiş olması dolayısıyla “Allâh Ahlâkıyla Ahlâklanması” önerisine muhatap olmuştur…

− “Allâh güzeldir, güzeli sever…” hadîs-î şerîfini nasıl anlamalıyız Üstadım?

− Esmâ’nın genişliğine yayılmak!..

− Şuurumuzun bütün beşerî kirlerden arınmasıdır…

− Kendimizi tanımaya çalışmamız ve özelliklerimizi fark etmemiz gerekir diye düşünüyorum Üstadım.

− Mücahede; bunun sonucu tahakkuk; sonucu tahkik; sonucu TEK’liği idrak ve yaşantısına geçme; netice: Allâh ahlâkıyla ahlâklanmak olmalı, Üstadım.

− Ahlâklanacak KİMSE varsa!!!???

− Sistemi idrak ederek, hazmetmeye çalışmaktır “Allâh Ahlâkıyla Ahlâklanmak” diye düşünüyorum…

Üstad

− “Hazmeden” sen olmaz mısın?..

“Allâh ahlâkıyla ahlâklanmak”, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpmektir!.. (canlarım)!!!???

Cevaplar

− “SEN”im “BEN”; bana, “SEN” diye bakma!” diyebilmektir Üstadım…

− Üstadım içime bir ok sapladınız…

Üstad

− ALLÂH Adıyla İşâret Edilen’i bilmeyenler; “O”nun yarattığı isimlerle “O”nu tanımaya çalışanlar; Kurân’ı kelimelerine bakarak anlamaya çalışanlar; nereden bilsin “ALLÂH Adıyla İşaret Edilen’in Ahlâk”ını!!! (ELF)…

Cevap

− Teşekkürler Üstadım…

Üstad

− Bir şey değil… (ELF)…

Soru

− İhlas Sûresi’nin mânâsının bizde açığa çıkması olabilir mi Üstadım..?

Üstad

− “BİZ”de!!!???

Sizleri bilmem ama… Ben, şu aşamada ne “Allâh”a iman etmekten söz edecek durumdayım, ne de meleklere!..

Tek iman ettiğim ve tasdik ettiğim şey, Allâh Rasûlü Muhammed Mustafa’nın dediklerinin doğruluğudur… O ne demişse doğrudur!..

Ama dediklerini de, henüz idrak etmiş değilim ki, iman ettiğimi söyleyebileyim!..

Bu sebeple diyorum ki; Allâh Rasûlü’ne inanıyorum ve doğruyu bize bildirdiğini kabul ediyorum… Ama dediklerini de daha anlayamıyorum!..

Bir mantık düzeni içinde, sistem olarak; dediklerini kavramaktan âcizim!..

Cevap

− “OKU”mak, gerek olsa!

Üstad

− Bilgi diye, duyduklarımı ard arda sıralıyorum bütün din adamları, Prof.lar gibi!.. Böylece de, kendimi tatmin ediyorum, bir şeyler yapıyorum, diye!..

Bazen sağa sola akıl veriyorum; bazen hayrı olur dediler diye elli kitap alıp dağıtıyorum; bazen çocuk okutup, okul− hastaneye yardım yapıyorum; belki varsa(!?) beni de unutmaz; diye!..

Ama içten içe iyi biliyorum ki; YALNIZCA KENDİMİ ALDATIP, kilometre dolduruyorum!..

Dostlar bana bir akıl, meded???!!!

Herhâlde kimse okumuyor beni!..

Cevaplar

− AAH!.. Bir “oku”yabilsem!..

− Beykoz…

Üstad

− Aaaaah vatanım!.. Keşke vatanımda olsaydım da, Beykoz’da balık yiyebilseydim, herkes gibi!..

Cevap

− Akıl yok ama bALIK var… “Bana dünyaNIZdan… ” diyenin soyundan Üstadım!..

Üstad

− Chat’e giremeyen arkadaşlara söyleyin kaybettikleri bir şey yok!..

Dönüp dolaşıp aynı tezgâhlar arasında, akıl arayıp duruyorum!

Elimde fener, yaz güneşinde, düşünen, ne söylediğini bilen, beyni düşünmek için de çalışan, “halife” arıyorum!..

Hilâfet yanlısıyım da, “HALİFE” bulabilsem!!! 

Bugün yeryüzünde ne “İSLÂM”î rejimi olan devlet var; ne de “HALİFE”si!.. Bilmiyorlar ki, “İslâmî” devlet olmaz; “İslâm”ı yaşayanların devleti olur!

Devleti “İslâm” yapmaya çalışanlar, önce kendileri “İslâm”ın ne olduğunu öğrenip, MUHAMMEDÎ olabilseler; hiç değilse âhiretlerini kurtaracaklar!..

Tarihteki BARABBAS’ı iyi bilmek; ve ALLÂH Rasûlü olan İSA Aleyhisselâm’ın, ona karşı tavrını iyi değerlendirmek gerek!..

Ama sistem!..

İSA mahkûm olur, Barabbas serbest kalır!.. Taşları bağlayıp, saldırganları salarlar!

Aaaaah “ahlâk”!..

Hayrola dostlar, bıktınız bu beraberlikten anladığım kadarıyla, ki kimse bir şey demiyor!..

Cevaplar

− Olur mu öyle şey Üstadım…

− Üstadım, saldırganları salan Kim?..

− Estağfirullâh Üstadım, hayretimi dinliyorum!..

− Hayır!..

− Sizi dinliyoruz, Üstadım…

− Dili tutulanın konuşması söz konusu mudur?..

Üstad

− Biraz da lütfetseniz, ben sizi dinlesem!..

1967’de demişlerdi ki, “AYNA” olacaksın!..

Otuz yılda kırık cam bile olamadım; bırakın “sır”lanıp da ayna olabilmeyi!..

Cevaplar

− Üstadım, bizler daha yeni doğmaya çalışan ana karnındaki ceninler gibiyiz…

− “Oku”yamayan nasıl konuşsun!??

− Çağlayanın yanında, musluktan çıkan ses ancak “tısss” olur!..

− Benim gibi cahil ve zâlime neden emanet verilmiş Üstadım?

Üstad

− Senden daha mükemmelini bulamadıkları için!..

Cevap

− Üstadım sizin kitaplarınızı “OKU”mayı başarabilen okurlarınızın AYNA’dan nasıl istifâde ettiklerini yakından müşahede ŞAHİDİZ!

 Üstad

− Peki; herkes gitti yalnız kaldık “MEY”hanede!.. Öyle ise kalanlara iyi geceler… Hoşça kalın!..