OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Deminki sorumu yeni girenler için tekrarlamak zorundayım galiba…

“Mallarınız ve evlatlarınız sizi ALLÂH İsmiyle İşaret Edilen’in zikrinden alıkoymasın!.. Bunu yapanlar hüsrana uğrayanlardır”!.. (63.Münafikun: 9)

“Mallarınız ve evlatlarınız sizin için bir imtihandır; Allâh indînde ise büyük mükâfat vardır”!.. (64.Teğabun: 15)

Evlat ve maldan yüz çevirip, bir köşeye oturup, her gün birkaç bin defa “ALLÂH”, “Rahmân” kelimelerini tekrar etmeyi ihmâl etmemek Mİ?..

Yoksa daha başka bir mânâ da var mı bu Kur’ân uyarısında?..

Cevaplar

− Dediklerinizi anlamaya çalışıyorum Üstadım.

− Evlatlar tâbiri Esmâ’yı ifade ediyor sanırım… Esmâ müşahedesine takılı kalmak sıfat ve zâttan, dolayısı ile Allâh zikrinden uzak kalmak demek olabilir…

− Evlat ve malla perdelenmeyip, her şeyin hakkını vererek Rasûlullâh Efendimiz’in getirdiklerini en iyi şekilde değerlendirip ölüm ötesine hazırlanmak…

Üstad

− … Esmâ, sıfat gibi mecazları geç artık!.. O kelimelerin ardındaki anlamla konuş!..

Cevaplar

− Evlat ve mal ile kastedilen meşgaleleri, onlardan yüz çevirmeden doğru yerlere oturtup asıl hedefe ulaşmak için çalışmalar yapmak gerektiğini anlıyorum.

− 1. ALLÂH’ı zikirden gâfil olmamam… 2. İnfak etmek…

− Malları, evlatları vb. gayrı görmeyip hakkını vermek olarak algılıyorum.

− Allâh ismini tekrar etmek kolaydır, dile sığar… O isimle İsimleneni zikretmek zordur, dile sığmaz! “Yerlere ve göklere sığmam mümin kulun kalbine sığarım!” Burada kalp, şuur mânâsına. 13 Mart sohbetinde belirttiğiniz gibi, “isim”i değil o isim adresinde ki özellikleri bulup yaşantıya geçirmek gerekli diye düşünüyorum…

− “Mal ve evlat dünya hayatının süsüdür. Bâkî kalacak güzel işler ise Rabbinin katında daha hayırlıdır.”(18.Kehf: 46)

Üstad

− Evet… Bu âyetleri nasıl anlayabiliriz?..

Cevap

− Bu dünyanın gailesinin yanında aslolanın gaflete düşülerek unutulmaması ikaz ediliyor.

Üstad

− Aslolan ne?..

Cevap

− Aslolan; “ne yana dönersen vechini görürsün”ü yaşamak… 

Üstad

− … “SEN” “O” nu görsen ne olur, görmesen ne olur!..

Cevap

− Evladı ve malı olan insan her ne kadar üst seviyeden ya da hangi mertebeden konuşursa konuşsun, âyetin tembihatını her an akılda tutarak her zuhuru yerli yerine koyarak müşahede kopukluğuna meydan vermemektir!..

Üstad

− Âyetin tembihatını akılda tutmak ne demektir?..

Âyette iki ana yön var;

1. Evlat ve malın Allâh zikrine engel olmaması…

2. “Allâh zikrinden” gâfil olunmaması…

Evlat ve malın engel olmasını nasıl anlamalıyız?

“Allâh zikrinden” gâfil olmamak nasıl olur?..

Cevaplar

− “Allâh’ın zikrinden” yüz çevirene biz şeytanı musallat ederiz. Evlat ve mallarınız size fitne aracı olmasın…

− Allâh İsmi ile İşaret Edilen’i Efâl’de her an müşahede edebilmen için uyanık ol!..

− Mal ve evladın aslının Tek’in değişik görünümleri olduğu idrakı ile davranmak ve hakkını vermek olabilir…

− Hakikati yaşamamıza engel teşkil eden ve kişiyi benlik içerisinde hapseden tasarufunda bulunduğu mal ve yakınları ile hak düşüncesi ile değil de halk düşüncesi ile yaşaması neticesinde perdelilik hâlinin devam etmesi…

− Evlat-mal-mülkten kasıt bu atomlar deryasında varsandığımız ve “ben” diye tanımladığımız bu bedenimizle sahip olduğumuzu düşündüğümüz semboller… Sembollere takılmayın, Tek’i müşahede etmeye çalışın…

− Allâh zikri, her an yüzünü ne yana çevirirsen Allâh’ın vechini görürsün hükmünü ifade eder. Her an her zerrede bu hakikati göremeyen ise bu duruma evladı veya malları ile perdelenmesi nedeniyle düşmüştür.

Üstad

− “ALLÂH ZİKRİ” ne demektir?..

Cevaplar

− Âyetteki tembihatı yaşama geçirmektir…

− Ruhu teyit etme yani kuvvetlendirme…

− “Nefsinize zulmetmeyin” âyetinin uyarısı istikametinde anlamalıyız…

Üstad

− Mal ve evlatlar ALLÂH zikrine mâni olmamalı!.. diyor… Allâh zikrine nasıl mâni olur mal ve evlatlar?..

Cevaplar

− Kendisinin yarattığında kaybolmamaktır…

− Allâh’ı zikir: mal ve evladın, birimi Allâh’ı müşahededen alıkoymamasıdır. Mal ve evladı sahiplenmeme; onlara Hakk’tan ayrı bir varlık atfetmemek, tasarruf edenin Allâh olduğu bilincinde olmaktır…

− Hiçbir şey müstesna olmaksızın her şeyde O’nu görebilmektir, Allâh zikri…

− Mal ve evlat düşünürken beş duyu ile perdeleniriz…

Üstad

− “ALLÂH”ı zikir; konusunu, “ALLÂH İsmiyle İşaret Edilen’in zikrinden geri kalan hüsrandadır” gibi anlarsak, bundan ne anlam çıkar?..

Cevaplar

− Benlik duygusunu ve vehmimizi arttırmak şeklinde mâni olur.

− Allâh isminin işaret ettiği mânâyı algılayabilmek için, mal ve evlat sevgisinden geçmek yeterli değildir. Anlatılmak istenen de, maddeye olan bağımlılık; mecazen bu şekilde ifade edilmiştir…

Üstad

− “Allâh ismiyle işaret edilenin zikrinden mal ve evlat yüzünden geri kalmak” nedir ki, insanı hüsrana uğratsın?..

Cevaplar

− Mal; insanların sahip olma, kazanma hırsı ve benliklerini, evlat; duygu ve şartlanma perdelerini körüklediğinden, onlarda Hakk’ı müşahede edemeyip yanılabiliriz. Bu da bizi hüsrana götürür.

− Hâlâ dünyevî şeylerin etkisi altındaysak hüsrandayız…

− Mal ve evlat, vehmî varlıklardır… Vehim, şeytan ameli ve şeytan Allâh’a uzaklık mânâsında olduğundan her vehim, mutlak fâili müşahedeye perde olur…

− Evladı severken de Allâh’ı zikrettiğini fark etmek, mala sahip olurken nereden geldiğini görebilmek…

− Zaman ve mekân kayıtları…

− ALLÂH zikri, yaşanan her an’ı ALLÂH kavramı ışığında değerlendirmektir. ALLÂH kavramı yerine, mal veya evlat gibi değer yargılarının kaydında kalmak; ve hakikatini düşünmekten uzak kalmak, zikirden yüz çevirmektir. Hüsran, mevcut olanı hakkıyla değerlendirememenin tabii sonucudur.

− Hâlâ malımız, evladımız diyorsak perdeliyiz. O hâlde hüsrandayız. Ama şu anda farkında değiliz…

− Sürekli kesret müşahedesi içinde olarak, Tek’likten uzak kalmak…

− Gerek eşyanın gerekse evladın hakikatini göremezsen, hüsrandasın; şuurun bu kavramlarla meşgûl olması sonucu, kendini tanıyamamaktır…

Üstad

− “Allâh zikri, Rahmân zikri” nedir ki, o zikirden geri kalan hüsrana uğrayıp çok büyük kayıplar içinde oluyor?..

Cevaplar

− Yaradılmışın hakikatini idraktan perdelenen azaptadır… 

− Mal ve evlat, madde boyutunu sembolize eder. Bunlara sevgi ve bağlılık insanın birimsellikten kurtulamama sonucunu hazırlar. Bu durum; özünü tanıma yolunda yapacağı çalışmalardan alıkor, uzaklaştırır…

− Allâh’ın zikri; namazlarımız, ibadetlerimiz, hayat ve mematımız Âlemlerin Rabbi olan Allâhû Teâlâ’yadır…

Üstad

− … duymamış olayım!..

Cevaplar

− Allâh İsmiyle İşaret Edilen’in mânâlarını ortaya koyamamak…

− Allâh zikri ile Rahmân’ın zikri arasında tabii ki fark vardır. Rahmân’ın zikri, öze giden müşahedenin ilk adımıdır. Allâh zikri ise, bütün mânâları ihâta eden bir kavramdır bütün bu idrakın dışında kalan hâliyle hüsranda olacaktır…

− Rahmân zikri, karşılaşılan ve zorluk ifade eden hâllerde dahi Hakk’ı fark etmeye vesile olan bir Rahmetin gizli olduğunun farkında olunmasıdır. Bu Rahmetten istifâde edememek hüsrandır.

− Kendi Özümüz!.. Dolayısıyla, kendi özümüzle çelişen bir şeyi iddia etmemiz hüsrana yol açar.

Üstad

− “Yapamayacağınız şeyi niçin söylersiniz?.. Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allâh indînde en büyük gazabı davet eder!.. ” (61.Saff: 2-3)

Bu âyet neyi anlatmak istiyor?

“Allâh zikrinden geri kalan ne yapmıyor”, neyi eksik bırakıyor ki, hüsrana uğruyor?

Ve… Yapmayacağını, yaparım diyen Allâh indînde gazapa NASIL düçar oluyor?..

Evet, ne anlıyorsunuz?..

Cevaplar

− Bir insanın kendini tanımadan yapamayacağı bir şeyi dilemesi, gazabı davet eder diyebilir miyiz?..

− Kendini tanımadığını itiraf edip, kendinden perdelenmiş oluyor; yapamayacağını yaparım diyen birim…

− Yapamayacağını yaparım diyen, bir anlamda olayı soyuttan somuta geçirmiş olur, ancak kapasitesi buna yeterli olmadığı için veya özü aslında bunu istemediği için sonunda gazaba uğramış olur…

Üstad

− … İyi bir şey anlatmak istediğini anladım da; ne anlatmak istediğini anlayamadım… Bağışla!..

Cevaplar

− Üstadım siz beni bağışlayın…

− Gerçek mânâda “Eşhedu en lâ ilâhe illâllâh” dememiş olur ki, bu da kişiyi perdelilikten kurtarmaz…

− Benlik, birimsellik var olduğu sürece “Allâh zikri” zuhur etmez. Bu hâl, terkibiyet hükmü ile kalmak ve yaşamak anlamına gelir. Bu cihet itibarı ile söylenen bir şey de zuhura gelmeyecektir. Şirki oluşturduğundan insanın nefsine zulmetmesi konumuna gelmesinden ötürü, azabı da kendi kendine oluşturur. Gazabın davet edilmesi de budur. Bütün bu anlatılanların dışında kalmak insanı hâliyle hüsrana uğratacaktır. 

− İkilikte olan gerçek anlamda gazaptadır…

− Gazap, Rahmetin zıddı bir mânâ taşır ki birimlilik ile bloke olmanın neticesinin ifadesidir…

− Allâh zikrinden geri kalan özünü tanımadan ve bilmeden yaparım diyendir. Özünü tanımadan yaparım dediği için de gazapa uğramış olur…

− Birimsellikle, gerçek fâili idrak etmeden yapamayacağını söyleyen bir başka deyişle gizli şirkten kurtulmamış demektir. Bunun sonucu olarak da nefsine zulmedip gazaptadır diye düşünüyorum.

− Hevâsını İLÂH edinenin ulaşacağı sonuç ancak, gazaptır…

− Yapamayacağı şey için söz verip, yerine getirmeyen iki yüzlü durumuna düşer ki bu da onu ALLÂH’ın gazabına davet eder şuurlu yaşamadığı için. Allâh zikrini geri plana atar, ki bu da onun hüsrana uğramasına sebep olur…

− Bir boyutun gerçekleri, üst boyutun işaretidir; işaret edileni anlamadıkça kişi, farkında da olmasa, bakana göre gazaptadır!.. Kanaatindeyim…

Üstad

− “Allâh zikri” nedir?.. “Allâh indînde büyük gazapa düçar olmakla” bağlantısı nedir?

Gazap nasıl oluşur?.. Sonucu ne olur?..

Cevaplar

− Yaptıklarınız ve yapacaklarınız Allâh indînde bellidir. Gerçeğini idrak ve gereğini yaşayamama neticesinde her oluşu kendine bağlama, beraberinde gazabı oluşturur, diye düşünüyorum.

− Fiili, “fâili hakiki” yerine “birimsel (izafî) benliğe” bağlamak, neticede gazabı oluşturur…

− Taklidî zikirdeki gibi, günlük yaşam içerisinde karşılaştığımız olaylara olan tepkilerimiz de beynimizde belli kayıtlar yapıyor. Bu da ruhumuza yükleniyor. Bu tepkiler ne kadar beş duyu ile sınırlı ve perdeli olursa zikrimiz de o kadar eksik olur. Bir insanın fikri neyse zikri de odur…

− “Hiçbir şey hariç olmamak üzere her şey Allâh’ı zikretmektedir” âyeti bize Tekliği anlatmaktadır. Gazabı oluşturan ise Tek müşahedesini yaşayamamaktır…

− Kendini birim kabul etme sonucu doğar… Yani Allâh zikrinden geri kalır…

Üstad

− “Allâh zikri” bir köşeye çekilip “Allâh” kelimesini tekrar değilse; “ALLÂH Adıyla İşaret Edilen’in zikrinden mal ve evlat yüzünden geri kalmamak” ne demektir?..

Cevaplar

− “Allâh zikri”,varlığın Tek oluşunu müşahede etmektir. Gazaba düçar olmak ise Allâh’tan perdeli, şirk ehli olmaktır. Bu hâlin tabii sonucu “gazaba düçar olma” diye ifade edilir…

− “Allâh zikri”nden geri kalan, her şan’da O’nun olduğunu inkâr etmiş olur; bu inkârın neticesi onda nefsine zulmü oluşturur. Bu zulüm ise, Allâh indînde gazaba düçar olmaktır.

Üstad

− Allâh isminin işaret ettiğinin zikrinden geri kalındığında, gazap nereden ve nasıl üzerimize gelir ve bizde açığa çıkar?..

Bu gelecekte bir zamanda mı olacaktır?.. Yoksa şimdi mi oluşmaktadır?..

Eğer bu durum benim için oluşuyorsa, ben bunu nasıl anlayabilirim?..

Cevaplar

− İndînden sözü Zâtî İlim, Rahmet, Kudret’e işaret. Zâtî Rahmet, Zât’ın İlim Sıfatının ürettiği mânâlar diye düşünüyorum… Bu mânâları bilinçli olarak ortaya koyamayan bu mânâların otomatik olarak çıkışını yaşar; ki bu da onun gazapa düçar olmasıdır diye düşünüyorum…

− Onların hakikatini göremeyip kendine ve onlara varlık vererek şirke düşmek ve giderek perdeliliğin artması.

− Kendinden perdeli olarak yaşamımızı sürdürmek bizim için her iki âlemde de hüsrandır…

− Terkibimizdeki Esmâ’ları idrak edebilmemiz Esmâ zikirleri ile mümkün olup bunun neticesinde birimsellikten, şirkten kurtulmaktır. Dünya’da bırakıp gideceğimiz mal ve evlatlarımız Esmâ zikirlerini çekmeye mâni olursa nefsimize zulmetmiş olacağımızdan gazaba uğrarız…

− “BEN” olduğum sürece, bende açığa çıkar! Şimdi oluşmaktadır, BENin olması yeterlidir…

− Gazap, kendi zannımızdan oluşur… An’ı müşahede edememenin gazabı bir sonraki anda oluşur. Gerçeği bildiği hâlde yaşayamamak azaptır…

− Sistemi ve oluşumu tefekkür etmemekle DünyaMIZda her an gazap oluşmaktadır…

− Gazap özümüzden Efâl’imize yansır ve şimdi oluşmaktadır, çünkü Efâl’imizle de âhiretimizi hazırlarız…

− Şuurun sistemi idraka yönelik tefekkürü ve bunun gereğinin yaşanması −ölmeden önce− gerçekleşmediği takdirde kişi sürekli fiilin fâilinden perdeli olarak algılamasına devam eder ki bu da beraberinde gazabı oluşturur, nelerin yitirildiğinin fark edilmesi bu gazabın yaşanmasıdır.