OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Hepinize hayırlı akşamlar…

Soru

− Terakkinin ilâ nihaye devam etmesini Teklik açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?..

− Dünya’da öz benliğini bulmuş kişilerin, öldükten sonra kendi özüne doğru yolculuğunun devam edeceğini ve nihayet, tümel akıldan çıkıp, O’nda kendini bulmuş olursun, Çıkış noktana dönmüş olursun… cümlesini biraz açar mısınız?

Üstad

− Kendi hakikatini bilmiş kişiye düşen iş, artık kendi hakikatini detayları ile tanımak ve kendisindeki özellikleri ortaya koyabilmektir… Bu da sadece dünya hayatında bitirilebilecek bir iş olmayıp, ölüm ötesi sonsuz yaşamı kapsayan bir konudur!

Soru

− Efendim, âciz görüşüm şudur ki, günümüzde Allâh’ın gazabı, rahmetini geçmiştir… Olabilir mi ki, bunun sebebi düşünce kirliliği olsun! Arafat olayından hareketle düşünürsek, beyin dalgalarımız hava atmosferi gibi Dünya çevresinde bir düşünce atmosferi oluşturuyor. İnsanların genel yayınları bu atmosferin renk ve karakterini belirliyor. Düşünce kirliliği ile gazap birbirlerini karşılıklı güçlendirerek büyüyorlar. Bunun sonucunda da insanlar düşünce şekillerini değiştirerek, kanserli hücreleri yiyen yamyam hücreler gibi beşere göre güzel diyebileceğimiz bir hâl oluşturabilecekler. Bu düşüncemi yerinde buluyor musunuz?

Üstad

− Genel olarak sistemin işleyişi itibarıyla doğru… Ancak, Allâh’ın rahmetinin gazabını geçmesi şeklinde ifade edilen hususu bununla birleştirmemek gerekir kanaatindeyim…

Evren içre sayısız evrenlerin söz konusu olmasının yanı sıra, sayısız evrenlerin indînde var olduğu Allâh ismiyle işaret edilenin ana hükmünü, galakside toplu iğne ucu kadar yer tutmayan dünya yaşamıyla bağdaştırmak, olayı koza değerleriyle değerlendirmek gibi olur diye düşünüyorum…

Soru

− Üstadım, gafletin doğal sonucunun Celâl olmasını açabilir misiniz?

Üstad

− “Gaflet”, koza içinde kalmış olmanın getirdiği; gerçeklere göre geleceğe hazırlanamama hâlidir… Kendimizi yüz yüze gelmeye hazırlayamadığımız her gerçek, karşılaşıldığında bizim tarafımızdan “Celâl tecellisi” olarak algılanır!

Soru

− Üstadım, Gülşen-i Râz’da sorduğunuz ve cevabını göremediğimiz hususlar var. Cabelka âlemi, Cabelsa şehri, Kaf dağı, Simurk nedir?

Üstad

− Benim Gülşeni Râz diye bir kitabım yok…

Soru

− Şebüsteri’nin kitabının açıklaması demek istemiştim… Özür dilerim…

Üstad

− Yazar, kendi düşüncesindeki bazı kavramları, sembolik bazı isimlerle anmıştır… Neyi kastettiğini kesin olarak kendisi bilir…

Soru

− “Allâh’a güzel bir borç verecek yok mu?” (2.Bakara: 245); “Eğer Allâh’a ödünç verirseniz onu kat kat artırır.”

Üstadım, Allâh’a borç vermek nedir?..

Üstad

− Yapılan iyilik veya hizmet, sûreten falanca kişiye; fakat hakikati itibarıyla onun öz boyutundaki TEK’edir… Dolayısıyla kim kime iyilik yaparsa, veya kim kime kötülük yapar yüz çevirirse, hep TEK’e yapmış olur bu davranışını; kanaatindeyim… 

Soru

− Terkibiyet ne zaman kalkar?

Üstad

− Terkibiyetin sonsuza dek kalkmayacağını söyledik…

Terkibiyet ile kişinin varlığı oluşmuştur. Bu varlık kendi özünde eğer hakikatine doğru bir yolculuğa çıkarsa… Kendini Efâl boyutunda, Esmâ boyutunda, Sıfat boyutunda ve Zât boyutunda tanıyabilir!..

Esmâ boyutunda tanıdığı zaman şuurunda çokluk kavramı değerini yitirir…

Eğer Esmâ boyutundan Sıfat boyutuna geçerse, ilminde terkibiyet hükmü kalkar…

Zât boyutu itibarıyla ise yaşayan bilir…

Esmâ boyutundaki, şuurda çokluk kavramının kalkması, kısmen terkibiyetin kalkması diye ifade edilir…

Sıfat boyutunda olanda ise terkibiyet hükmü kalmamıştır… İlminde!..

Ancak hiçbir şekilde, kesret boyutundaki yani Efâl boyutundaki birimsellik ortadan kalkmaz!.. Yani terkibiyet hiçbir şekilde ortadan kalkmaz… Anlaşıldı mı?

Soru

− Efendimiz bir hadisinde Arzda Kâbe’nin 14 tane daha benzerinin olduğunu…” söylemektedir. Benzer…kelimesi ile ne kastedilmiştir?.. Arzdan kastı 7 kat semâ mıdır?

Üstad

− Nerede bu hadis?..

“Arz”dan murat, Dünya’dır…

Eğer Hazreti Rasûlullâh, Dünya üzerinde Kâbe’nin 14 benzerinin olduğunu söylemiş ise, biz de Dünya üzerinde bu merkeze benzer 14 merkez daha olduğunu kabul ederiz… Muhakkak ki o doğruyu söylemiştir…

Bana hadisin kaynağını söyleyin… Nerede okudunuz?

Soru

− Avamın nasıl fitre vereceğini biliyoruz. Havâssın fitresi nasıl olacak Üstadım..?

Üstad

− Fitre; zekâtın herkes tarafından verilmesi gereken zorunlu miktarıdır… Zekâtın eğer ne olduğunu TEMEL ESASLAR kitabında okuduysanız, fitrenin de bu yoldan anlamını çözersiniz.

Soru

− Üstadım, Yokluk âlemini, bu âlemin çok geniş ve ferah olmasını, burada yaşayan halkları biraz açarmısınız?

− Fukaranın kökü olan fakr kelimesinin anlamını, hadislerden ve açıklamalarınızdan anlamaya çalışıyoruz. Ancak gurabanın kökü olduğunu düşündüğüm garîb kelimesiyle ilgili elimizde pek veri yok. Bu konuda burada sizden bir şeyler okuyabilir miyiz?

Üstad

− “Yokluk âlemi” kavramı mekânsal bir olayı değil, boyutsal bir yaşamı anlatır…

Yokluk kelimesi, Rasûlullâh hazretlerinin kullandığı “FAKR” kelimesinden kaynaklanır…

Kişi “fakr=yokluk” boyutunda kendini bulduğu takdirde onu sıkacak hiçbir olay olmaz ve hiçbir şeyden de sıkılmaz… Bu boyutta yaşayanlara tasavvufta “fukara” veya bunların daha da üstündekilere “guraba” denilir… Olay tamamıyla boyutsal=içsel yaşantıyla ilgilidir… Sembolik bir anlatımdır sizin işaret ettiğiniz…

Yaşamakta olduğu boyut itibarıyla, kimseyle hâlleşemeyen; insanlar içinde yalnız (boyutsal olarak) kalmış; yaşadıklarını dile getirmesi mümkün olmayan Vahdet ehline verilen addır “Garîb”!

“Fakr”; Esmâ boyutuna işaret eder;

“Garib” ise, Sıfat boyutunda yaşayanın adıdır…

Peki… Hepinize iyi geceler…