OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Selâmu aleykum… Hepiniz hoş geldiniz…

Arkadaşların tam olarak girişini bekliyoruz…

Yerküremiz, Güneş’in çevresinde saniyede 30 km. hızla dönüyor… Güneş, galaksi çevresinde saniyede 220 km. hızla dönüyor… Galaksi, yerel galaksi kümesi çevresinde 50 km. hızla dönüyor… Yerel galaksiler kümesi de, Virgo (Başak) süper kümesi çevresinde (kabaca) saniyede 20 kilometre hızla dönmekte… Dönme bir o zaman başlamış ve hâlâ devam etmede…

Biraz bunu düşünmeye çalışır mısınız?..

Haddini bilmek, ne demektir acaba?..

“İnsanın YERYÜZÜNDE halife olmasının” anlamı üzerinde düşündünüz mü hiç?..

Ya ilmini değerlendir, ya da haddini bil; ne demek ola ki?..

Bütün bunlardan sonra, biraz çelişkilerimden söz edeyim size…

Yazdıklarım, açıkladığım bilgiler, bu kapsamıyla, Dünya’da kimse tarafından açıklanmamıştır!..

Hodri meydan, aksini iddia edene!.. Yazsın kitap ve yazdıklarımı çürütsün!..

Burada yazılanlar, Allâh’ın bu devir insanına “Rahmet”inin açığa çıkışıdır!.. Rahmân’ın rahmetidir bu!..

Dileyen bu pınardan istifâde eder; dileyen de yüzünü çevirip gider; ve sonuçlarına da katlanır!..

Tanrısı ile başbaşa yaşar…

“Kıyamet gününde, ‘Herkes neye tapıyorsa gene onun peşine düşsün!..’ fermanının yayılmasıyla birlikte, herkes neye tapıyorsa onun peşinden giderek cehenneme yuvarlanır”… hadisini hatırlayalım…

Tanrınıza tapınıyorsanız, bilin ki, yaşadığınız cehennem bunun sonucudur…

Tanrıya tapınanın cehennemden çıkması mümkün değildir; tanrısına tapınmaya tövbe etmedikçe!..

Geçen sohbette ağırlıklı olarak, “İSİM” kelimesinin anlamı üzerinde durmuştum… İsimle uğraşmayı bırakıp, ismin içeriğine yönelmek zorunludur, taklitten çıkıp, tahkike yönelmek için!..

Bilgi tekrarı taklitten başka bir şey değildir!..

En mükemmel taklitçi hangi hayvandır bilir misiniz?.. Maymun mu, papağan mı?..

Beni, ezberlediğiniz bilgilerle anlamaya çalışırsanız, bu olanaksızdır!..

Bu bilgileri sıfırdan ele alıp, düşünce dünyanızı yeni baştan oluşturmadıkça asla bir yere varamazsınız!.. Gecekondu üstüne gökdelen inşa edemezsiniz!..

Önce SİSTEMİ OKUMAK zorundasınız!..

Sistemi okumadıkça olayı çözemezsiniz! Ana SİSTEM içinde İNSANIN yerini; fıtrat, istidat, kabiliyet doğrultusunda varlıklar arasında nereye ne kadar erişebileceğini fark etmek zorundasınız!.. 

Düşünen beyin insana verilen en büyük “belâ”dır!..

“En büyük “belâ” Nebi ve Rasûllere, sonra sırasıyla mertebesine göre velîlere ve müminlere verilir” yolundaki hadisi; bir de bu bakışla değerlendirin bakalım…

Acaba “belâ”, hastalık-kaza-işsizlik gibi şeyleri mi anlatıyor, ki bunlarla insan tekâmül etsin; yoksa DÜŞÜNMEYE başlayan beyni mi?..

Çok yıllar önce birilerine demiştim… Bu ilimden üstününü bulursanız, bana haber verin, gidip o çeşmenin önüne kova olayım!.. diye…

Ama hâlâ, önüne kova olacağım bir çeşmeyi kimse bana bulamadı!..

Öyle ise; kendi kovamdaki suyla yetinmek zorunda olduğum gerçeği ile yüz yüze idim!.. Ve kovamdaki suyu, susuzlarla paylaşmak, fıtrî görevim olduğu için de, bu suyu dileyenlerle paylaşıyorum…

Kimseden bir talebim YOK!..

Ama insanlara şu sorunun da sorulacağını çok iyi biliyorum:

“Size yaşadığınız zamanda, bu gerçekleri açıklayan bir kovayı üzerinize boşaltmadık mı?.. Niçin o suyu değerlendirmediniz?..”

Evet Dostlar…

Şimdi gerçekçi bir biçimde düşünelim…

Tüm çevremiz her an hızla değişirken; biz hâlâ, atalarımızdan, ana-baba-şeyhimizden naklolan eski hikâyelerle yetinip; yeni ufukları değerlendirmeyecek; eski mecaz-sembol anlatımlar gözlüğü ile mi Din’i-Sistem’i ve Rasûlü ve Kurân’ı değerlendirmeye(?) devam edeceğiz?..

SORUYORUM…

Acaba Türkçem yetersiz de, onun için mi sizlere düşündüklerimi nakledip bir şey hissettiremiyorum; ve bu yüzden de beyninizde devrimler oluşturamıyorum!..

Soru

− Ben hâlâ sorumun cevabını bekliyorum, Kurân’da neden hep Allâh “biz” diye kendinden bahsetmiş, nedir buradaki bizden kastedilen?

Üstad

− Neyse… Bağışlayın; verdim, talkını; yuttum salkımı!.. İşte bu da benim çelişkim!.. Haddimi bilmezlik edip, yordum kafanızı!..

Cevap

− Subhaneke…

Üstad

− Evet, gelelim senin soruna…

Allâh İsmiyle İşaret Edilen’in ne olduğunu anlamadan, bu sorunun cevabı çözülemez!.. Bu yüzden önce “ALLÂH” kitabını bir defa daha çok iyi okuman lazım…

Zaman göresel!..

Yaşam göresel!..

Yalnızca yaşadığın andan ibaret bir dalga boyu… İnsan! 

Dostlarım…

Kendimizdeki çelişkileri nasıl çözüp aşabiliriz?..Lütfen bu konudaki görüşlerinizi ve önerilerinizi yazar mısınız…

Çünkü bu önemli bir sorun gibi geliyor bana..?

Cevaplar

− Bence çelişkilerdeki iki tarafı ayrı ayrı inceleyip çelişki olmaktan çıkarabiliriz…

− Gerçeği idrak edip, yaşama sokabildiğimiz ölçüde!..

− Çelişiyor gibi gözüken şeylere iman eder geçerim, üzerinde düşünmem, zamanı gelince onlar kendiliğinden zuhur eder… Tabii ne ölçüde olacağına ben karar veremem.

− Önce kendimizdeki çelişkileri fark etmemiz lazım ki çözmek için metod arayalım bence…

− Bahşettiğiniz ilmi yaşantımıza geçirmeye çalışmakla. Mücahedeyi sürdürüp, tahakkuk ve dolayısıyla taklitten tahkike geçişi gerçekleştirmek. Allâh nasip etsin.

− GERÇEKÇİ düşünerek… Sistemdeki kendi yerimizi objektif bir biçimde belirleyerek… Rahmân’ın rahmetini en büyük bir şans olarak değerlendirerek…

− Kendi varlığımızın ne olduğunu anlayarak.

− Çelişki, tekâmülün göstergesidir. Tekâmül gerçekleştikçe, çelişkinin aldığı isim değişecektir…

− Çelişki, tekâmülün göstergesidir; tekâmül gerçekleştikçe, çelişki gelişecektir…

− Denizler durulmaz, dalgalanmadan!..

− Yaşayarak deneyerek, düşünerek…

− Bence, karşılaştığım bütün problemler, aslında kendimdeki farkında olmadığım çelişkilerden kaynaklanıyor gibi geliyor… Bunu fark etmek, çözmeye yardımcı olur mu bilemiyorum…

− Bu çelişkilerin bir süreç olduğunu düşünüyorum. Galiba bunu yaşamak kaçınılmaz.

− Paraşütle ilk atlayışa geçecek olanların kendini boşluğa bırakmaları zordur!.. İlmini bilse de…

− Önce taklidi terk; sonra araştırma; sonra araştırmalarım ve çalışmalarım ile tefekkür…

− Kova’dan üzerimize dökülen rahmeti hayatımıza geçirerek…

− Önce bu çelişkileri fark etmek lazım, şayet edebiliyorsak, tefekkür ederek ve kendimizi tanımaya çalışarak aşabiliriz.

− İnsan önceden bildiklerinden dolayı çelişki duyar; ama yeni öğrenenlerde bu çelişki olmaz…

− Önce fark ederek, sonra kabullenerek ve daha sonra sabredip tahkik ederek…

− Mekke’deki Kâbe, Hz. İbrahim’in yaptığı sembolik bina. Esas Allâh yapısı Beytullâh, insanın içindedir. Önemli bir nokta var… Gerçek Beytullâh harâb ise, sembolik Beytullâh’ı ziyaret ne ifade edecek!!!

− Yayın doğruluğunu eğriliğinde görebilmek ile… diye düşünüyorum…

− Çelişkiler, kendimizdeki problemleri ortadan kaldırmak için önemli basamaklardır…

− Sizden öğrendiklerimde bir çelişki aradım, ama bulamadım. Ne çelişkisi? Belki hayata geçirmek zor; o kadar!

− Sükûtuhayal yeniliğin oluştuğunu gösterir.

− Şuurumuzda TEK’i hissetmedikçe çelişkilerden kurtulunabileceğini düşünmüyorum.

− Çelişkiler, zanlardır…

− Hakikatini öğrenerek…

− Çelişkiyle karşılaştığımızda, o çelişkileri aşmış olan insanların bu durumda ne yapacaklarını veya ne yaptıklarını düşünmeye çalışarak.

− Göresel gerçeklere sahip olan birimler mutlak gerçekliğe göre her zaman çelişkidedirler, bunu fark etmek mutlak gerçeğe bir adım daha atmaktır.

− Veritabanındaki bilgilerin kullanılır hâle gelmesi ile…

− Çelişki varsa, mevcut aklımla o çelişkiden kurtulmam mümkün değil; çünkü zaten mevcut aklımla o çelişkiyi görüyorum…

− Çelişkinin varlığını kabul; çözümünün de başlangıcıdır. Yeniye açık olma durumu, biraz da çelişkilerin varlığından ve onu yok etmek için harcanan çabalardan doğar…

− Vehmi benliğimizi kovanızdaki suda eriterek kurtulabileceğimize inanıyoruz Üstadım…

− Çelişkiye dışardan bakabilmek, onu çözmeye yardımcı olur kanaatindeyim…

− Çelişkiler kişinin yetersizliğini fark etmesine bir vesiledir. Kişi eğer bunu anlayabilirse eksikliklerini giderme tavrı içerisine girmelidir.

− Çelişki bence iyi bir şey! Beş duyumla yaşıyorum ve bunun dışına çıkabilmem için çelişkiler yaşamak benim hayrıma olur, yoksa taklitten öteye geçemem diye düşünüyorum.

− Terkibiyet gereği senaryonun bir bölümü… “Her an yeni bir şandadır” hükmünce çelişkiler de olmaktadır, olacaktır… Şuurda TEK’i idrak ederek çelişkilerin mağfiret yollu seyri, hazımlı bir şekilde gerçekleşebilir…

− Olanı, olduğu gibi kabul edememektir, çelişki.

− Algıladığını, doğru algıladığını sanmak, çelişkiyi meydana getirir…

− Benim düşündüklerim (sırat-ı müstakim’im) hakikatle uyuşmuyorsa (sistemle), çelişkiler doğar… Çelişki benliktendir.

− Benlikte olanlar, her zaman çelişkide midir?

Üstad

− Yukarıda seni hesaba çekecek bir tanrının olmadığı boyuta; Dünya’dan hiçbir şey götürmeden â’mâ olarak gitmek mi güzeldir; yoksa Dünya’da bırakıp da gideceklerini biraz ikinci plana bırakarak; gözünü gerçeklere açıp, perden kalkmış olarak o boyuta intikâl etmek mi?..

Yaptığın iyilikler ve kazandığın sevaplarla “Bühl” cennetinde yer almak yeterli oluyor mu sizlere?..

Şu Dünya’da AHMAKlarla −anlamadığını bile anlayamayanlarla− yaşamak, ne kadar mutlu ediyor ki sizi, ölüm ötesinde bile onlarla olmayı kabullenebiliyorsunuz?

Dünya’dan ayrılıp cennet yaşantısına gitmek tüm mutluluk umudumuz; ama, o cennetin buradan yapılan çalışmalar sonunda şekilleneceğini ve oluşacağını hâlâ anlamadık mı?..

Ahmaklar cennetinden kurtulup, İrfan cennetinde yer almanın yolunun “ALLÂH İsmiyle İşaret Edilen”in kendinde açığa çıkmasını oluşturamadıkça…

ALLÂH İsmiyle İşaret Edilen’de, kendini bulamadıkça; bir diğer deyişle…

Allâh bakışıyla mevcudata bakamadıkça çelişkiler bitmez, diyebilir miyiz?..

Cevaplar

− Diyebiliriz…

− Sen yoksun, ki… ilk çelişki… sen varsan çelişkidesin!.. çelişki aranıyor!!!

Soru

− Üstadım bir sorum var. Arkadaşımın sorusu…

Zikrini yaptığımız Esmâları teyp kasetlerine adedince yüklesek ve bunları çalışırken, başka işler ile meşgûl olurken hatta uyurken dinlersek, bilince zikirleri yüklemiş olur muyuz? Eğer bu mümkünse bunları hızlı devirde dinlesek, bilinç kendi içinde bunun çözümünü yapıp yüklemeyi kaydetmiş olur mu? Zikretmiş sayılır mıyız?

Üstad

− Zikirde esas olan, beynin kendi içinde bu dalgasal faaliyeti tekrar ederek, yeni hücre gruplarını o dalga boyu istikametinde programlamasıdır…

Dinlemek, açılmış kadarıyla olan alanda değerlendirilir. Bizâtihi tekrar zorunludur.

Beyin kullanılır kapasitesinin istenen istikamette geliştirilmesinin, bildiğim kadarıyla tek yolu budur… Bunu değerlendiren sonucunu alır, değerlendirmeyen de YAYA KALIR!..

Sizleri çok uykusuz bıraktım… Özür dilerim… Herkese iyi geceler…