OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Soru

− “Allâh, Seriy’ül hisabtır” âyetini şöyle anlayabilir miyiz?

İlminde yarattığı sistemde, herhangi bir mânânın zuhuru ile ortaya çıkan fiilin karşılığı şeklinde çalışan bir mekanizma…

Beşer için bu mekanizmanın çalışma şekli ise, düşüncenin veya yapılan fiilin karşılığı olarak kendi programında ve hem de genetiğinde oluşan değişiklik midir?..

Üstad

− Evet doğru düşünüyorsun…

Dostlar…

Bugün “isim” kavramı üzerinde duralım mı biraz…

Şunu önce iyi anlayın…

İsim, işaret içindir!.. İsim müsemma değildir!..

İsim, objeye işaret eder, düşünceyi objeye yönlendirir…

İsmi obje kabul etmek, insanı önemli düşünce yanlışına sürükler!..

Gerek obje ismi olsun; gerekse objeye ait bir sıfat yani vasıf ismi olsun hiç fark etmez; hep, o isimle işaret olunana, düşünceyi yönlendirme amacı güder!..

Dolayısıyla… “ALLÂH” ismiyle işaret edilenin ismi, asla kendisini tarif etmez… Üzerinde düşünülmesi gereken adresi tarif eder!..

Keza, “ALLÂH İsmi ile İşaret Edilen’in, bütün diğer isimleri dahi, ismin işaret ettiği mânâya düşüncemizi yönlendirmek içindir!..

Mesela “Rahıym” dendiği zaman, bir rahim düşünmeyeceğiz…

“Rahıym” ismiyle acaba hangi özellikler vurgulanmak isteniyor diye yaklaşacağız…

Şimdi bu durumda olayı baştan sona yeniden değerlendirmek gerek bence…

“Allâh” ismini verdiğiniz “tanrı”NIZdan; nasıl arıtıp şuurunuzu “Allâh İsmiyle İşaret Olunan”a geçeceksiniz ve bunun sonucunda sizin için “HANÎF”lik söz konusu olabilecek?..

Şimdi bu anlattığım konuyla ilgili olarak, ben Tanrı kavramı düşünmüyorum, denebilir…

Tanrı düşünmediğini söyleyen kişi, “SİSTEMİ okumuş” mudur?..

Sistemi OKUmadığınız sürece, şuurunuzda şöyle veya böyle bir tanrı kavramı vardır, demektir!..

Tanrı kavramının gerçekten kalkmış olması için… Şuur boyutunda, karşındakiyle, yaşam ve içindekilerle, evrenle bütünleşmiş olup; her an her yerde, kendindekinin Tek ve mutlak fâil olduğunu müşahede etmen gerekir!.. Bunu da yapamadığın sürece; ŞİRKTESİN!..

Karşındaki birimi, parmağın, ya da dudağın, ya da kulağın, gözün gibi göremediğin sürece ŞİRKTESİN!.. Hanîf değilsin!..

Mâdemki algıladığımız kadarıyla evren, gerçek boyutu itibarıyla TEK’tir… 

Senin, “benim şuurum” dediğin şey de, evrensel şuurdan başka bir şey değildir!..

Bu da demektir ki, karşında cereyan eden olayda, beğenmediğin fiilin kökeninde sen yatıyorsun, ama birimselliğinle değil!..

İşte tasavvuftaki nefsin (bilincin) beşinci mertebesi olarak anlatılan “Nefs-i Radiye” mertebesi, şuurun bu idraka ermesi hâlinde, gereğini yaşamasına verilen isimdir… Ve burada dahi “gizli şirk” kısmen mevcuttur!..

Konunun tahkikine yönelmek istiyorsak, “Esmâ” yaradılmışın tanrısı olmamalıdır!..

Yani, isimlerin çokluğu, varlığın TEK’liği anlayışımızı örtmemelidir…

“ŞİRK”in kökeninde, şuura yerleşmiş olan isimlere varlık vermek yatar!..

Denizin her bir dalgasına ayrı isim vermek… Her dalgayı şekline göre ayrı özelliklerle tanımlayıp, çeşitli isimlerle bunların üzerinde durmak…

Neticede bilinci, global görmekten perdeler ve “â’mâ” eder!..

“Â’mâ”lıktan kurtulmanın da yolu; dalgaların, “her an yeni şanda, yeni dalgalarla görünen” görüntüsünden; “Global tek deniz” değerlendirmesine sıçramaktır…

Arkadaşlar…

Şirkten, “â’mâ”lıktan kurtulmak istiyorsak… Ona göre yaşamak ve değerlendirmeler yapmak zorundayız, kesinlikle!..

Akan çeşmeyi bırakıp gidenin, susuzluktan yakınması, kendini aldatmakta olduğunun açık göstergesidir!.. Ya da o sudan nasipsizliğinin açığa çıkışı!..

Öyle ise sürekli ilim alıp, sürekli o ilim üzerinde düşünmek, ve yaşamımıza o ilim doğrultusunda yön vermek mecburiyetindeyiz; “â’mâ”lıktan kurtulmuş olarak sonsuzluk boyutuna geçmek istiyorsak…

Hay Allâh!.. Gene bir kaptırdık, kimseye söz bırakmadık…

Evet, bütün bu anlattıklarımdan sonra… Sizler neler diyorsunuz… Bekliyorum…

Cevaplar

− “Allâh” deriz…

− Hazmetmeye çalışıyoruz…

− Şu an bize ulaşan yüksek seviyeli ilmi hayata geçirmeyi diliyoruz.

− Biz de!..

− “Â’mâ”lık sistemden perdeli olmaktır. İlim ise perdeyi kaldırır. Allâhû Teâlâ bizi, bu dünyada hidâyet nasip ettiklerinden eylesin.

− DİLbilim, insanîdir… DÜŞÜNbilim için zorunludur!.. O nedenle dilbilimi ne kadar iyi kavrarsak, düşünce dünyamız da o denli gelişir ve böylelikle de Kozmosdan ve Özümüzden aldığımız verileri algılayabiliriz… İsimler ve tanımlamalar da bu açıdan ele alınmalıdır…

− Üstadım… Â’mâlıktan kurtulmak istiyoruz, inşâAllâh bu anlattıklarınızı ALLÂH değerlendirmeyi nasip etsin, kolaylaştırsın, hazmını versin derim cümlemize…

− İlmi alıp da değerlendiremeyip yeni ilim talebinde bulunmak kendini aldatmaktır.

− İnsan her zaman bir kozanın içindedir! Benliğinden geçmedikçe…

− Allâh, öğrendiklerimizi yaşamımıza geçirebilmeyi nasip etsin…

Soru

− Üstadım, İhlâs Sûresi’ndeki sınırsız−sonsuz sözcüklerinin ikisi de aynı mânâya mı işaret ediyor? Yoksa sınırsız, sonsuz ayrı anlamlar mı?

Üstad

− Sınır mekânsaldır; sonsuzluk ise boyutsallığı da içerir!..

Soru

− Üstadım, bir sorumuz var. Fakat chat’e yeni girdiğimiz için konularınızı bilmiyoruz. Farklı bir konu olabilir, sorumuzu yöneltelim mi?..

Üstad

− Evet…

Soru

− Kur’ân-ı Kerîm’in tamamlanmasındaki 3 âyetten ibaret olan, Mâide Sûresi’ndeki bölüm der ki: “Burada bugün dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım” ile bize verilmek istenen mesaj nedir?..

Üstad

− “Din” = “SİSTEM” anlamına alındığında… “Sistemi anlama konusundaki bilgilerinizi kemâle ulaştırdım ve böylece size halifelik nimeti nasip ettim”… anlamında olabilir.

Cevaplar

− Teşekkür ederiz Üstadım.

− İnşâAllâh doğru soruları doğru zamanda soruyoruzdur. Desteğiniz için çok teşekkürler.

− Evvelce “Bir’imiz hepimiz, hepimiz bir’imiz için” derdik; amma ne olduğunu bilmezdik! Üstadımızın ışığıyla anlama noktasına ulaştık Elhamdulillâh…

Üstad

− G… ben tanrıya inanmadım hiç, diyorsun… Nickname’nin mânâsı, işareti ne?..

Cevap

− İyi nokta! Mısırlıların ölüm tanrısı demek “osiris”… Ama bu ismin bir hikâyesi olduğu için kullanıyorum.

Üstad

− Sen şimdi bizim chatlerin ÖLÜM TANRISI’sın yani!..

Cevap

− Doğruyu söylemek gerekirse evet… Çünkü ben “hacker”im ve uzun süredir internette bu tip işler ile uğraştım. 

Üstad

− Men dakka dukka; diye bir söz işittin mi?.. Bu sözün SİSTEMDEKİ yeri ne olabilir dersin?

Cevap

− Hayır işitmedim ve mânâsını ve sistemdeki yerini bilmiyorum…

− Her “hacker”ın üzerinde bir FAKÎR vardır!..

− Bu ne demek..?

Üstad

− “Fakîr”; ALLÂH’a sığınmış, garîb zavallı, “ene”si yok olmuş kul demektir; ki tasarruf edeni Allâh’tır!..

Genele, özet bilgi… “Hacker” hakkında bilgi, Aktüel’in bu haftaki sayısında var…

Cevap

− Teşekkürler Üstadım!..

Üstad

− Bu sözün anlamını ve sistemdeki yerini anlatabilecek olan var mı?..

Cevaplar

− Arapça anlayabildiğim kadarıyla… Sana vurana sen de vur… Umarım doğru anlamışımdır…

− Çalma kapıyı, çalarlar kapını…

− Ne ekersen onu biçersin…

− Düşündüğüm ve işlediğim her fiilin karşılığını alırım…

Üstad

− Evet arkadaşlar, başka sorusu olan yoksa, oturuma ara verelim Pazar’a kadar… Sizi bu kadar saat yorduğum için bağışlayın… Ama yazdıklarım önemli düşünce anahtarlarıdır, iyi değerlendirmeye bakın!..