OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Soru

− Tekviyr Sûresi 7. âyetinde “Ruhlar çiftleştiği zaman…” ne demektir?

Üstad

− Ruh yaşamı kıyamete kadar kabir âleminde devam edecektir… Kıyamet ertesinde Ruh bedenler yeniden o boyut şartlarına göre oluşan bir bedene bürünerek Dünya’daki yaşamda olduğu üzere mahşer ortamında yer alacak ve bu bedenler cehennem ortamında da devam edecektir.

Soru

− “Allâh Âdem’i kendi sûreti üzerine yarattı”daki “sûret”ten ne anlamalıyız?

Üstad

− “İsimlerinin işaret ettiği mânâlarla”… diye anlıyorum ben…

Soru

− “Cennet ehli 120 saftır. Sekseni bu ümmetten, kırkı ise diğer ümmetlerdendir.” (Hadis)

Dün akşam bahsedilen Vâkı’a Sûresi’ndeki “Bir çoğu önceki ümmetlerden, bir çoğu sonraki” âyetini (ÖNCEKİ NESİLLER) demiştiniz. Peki, bu hadisi nasıl anlayacağız?..

Üstad

− Kemiyet ve keyfiyet meselesi..! “Cennet ehlinin çoğunluğunu AHMAKlar teşkil eder” uyarısını niye dikkate almıyorsunuz?

AHMAK sözü ile ne anlatılmak isteniyor?.. “Ahmak”; anlamadığını anlamayandır!..

Cennet ehli esas itibarıyla iki tabakadır;

İrfan sahipleri… Ve ahmaklar!.. Yani, irfanı olmayanlar… Yani “iman” ehlinden olup da “Allâh’a iman” etmemiş olanlar…

Soru

− Hepinizi OKUYORUM ama YAZAMIYORUM, bunu biraz açar mısınız?

Üstad

− Programımda Türkçe karakterler çalışmıyordu bundan önce… Windows 98’i yükledikten sonra, Türkçe karakterlerle yazmaya başladım… Herhâlde rahat okuyorsunuz artık beni?..

Soru

− “Beynine hükmedemeyen kaderine razı olur…” Buradaki beyne hükmetmekten ne anlamalıyız?

Üstad

− Düşüncelerini kontrol edemeyen… diye anlayabiliriz.

“ALLÂH” kitabının yeni eklenen 13. – 18’inci bölümler arasında bahsedilen “ALLÂH ve NOKTA” konusunu okumanızı tavsiye ederim!

İnsanların kafalarındaki tanrı kavramından arınmaları fevkalâde zor!..

“Allâh” kelimesinin, yalnızca bir isim olduğu ise hiç fark edilmiyor! İsmin işaret ettiği ise, insanların kavrama kapasitesinin çok ötesinde!

“ALLÂH” kitabının 13. – 18. bölümler arasını çok çok dikkatli olarak herkesin bir kere daha okumasını tavsiye ederim…

İnsanlar detaylarla uğraşmaktan derinliğe dalamıyorlar!.. Bütün kitapların son baskılarında bazı eklemeler vardır sanıyorum… 

Soru

− Üstadım hurmadaki sır nedir?..

Üstad

− Hurma, beyin hücrelerinin tek girdisi olan glikozu ihtiva eden Arabistan’daki yegâne bitkidir. Orucu hurmayla açmanın sebebi de âcilen beyne glikoz göndererek onu beslemektir!

Soru

− Kurân’da “Yakılacak şeyleri insanlar ve taşlar olan” ateşten bahsediyor. Buradaki  taştan… kasıt nedir?

Üstad

− Dünya!.. Cehennemde yanmanın iki boyutuna işaret ediliyor bu âyette…

Birinci boyut; şuursal yanma… Buna “İNSAN” kelimesiyle işaret olunuyor…

İkinci boyut; maddesel yanma.. Buna da “TAŞLAR” kelimesiyle işaret olunuyor; anladığım kadarıyla!

Musa aleyhisselâm’daki kudret sıfatının işareti veriliyor! Musa (a.s.), Nübüvet göreviyle zâhir ilmi üzereyken O’na bâtınındaki sırların fark edilmesi amacıyla Hızır (a.s.) görevlendiriliyor… Hızır Aleyhisselâm’da kudret sıfatı zâhir olmaktadır…

Kişinin bâtın sırları ile tahakkuku, ancak kudret sıfatının kendisinde açığa çıkmasıyla mümkündür. Musa (a.s.) da, kudret sıfatının kendisinde izharıyla pişmiş balığı canlandırıyor… Bilmem anlatabildim mi?

Soru

− Üstadım, Kurân’da Hızır (a.s.) için Kudret sıfatının kendisinden izharından ziyade, “Ledünnümüzden ilim verdik” diye bahsolunuyor… Deminki açıklamalarınızla bağlantısı..?

Üstad

− Ledünn ilminin verilmesi ile Kudret izharı oluşur! Kudret sıfatının zuhuru ledünn ilmine bağlıdır genelde… “Ledünn” kelimesinin anlamını öz’ünden gelen bir şekilde anlamak gerekir… İçten dışa bakarak…

Soru

− Cennet ehline oradaki meyvelerden ikram edildiğinde “Bu, evvelce yediğimiz şeylerdir” derler diye yazıyor Bakara Sûresi’nde. Bununla ilgili açıklama yapar mısınız Üstadım.

Üstad

− “SANKİ” eki de var o âyette…

Soru

− “Biz, emaneti yere, göklere ve dağlara arz ettik, kabullenmediler… İnsan kabul etti. Çünkü O, zâlim ve cahildi…” ifadesindeki, insanın zâlim ve cahil olduğunu bildiren “BİZ” hangi boyuttan işarettir..?

Üstad

− Melekût boyutuna…

Dün akşam Star’da bir konuşma yapılmış… Seyrettiniz mi?

Soru

− Evet arkadaşlar izlemişler…

Üstad

− Namaz Fâtiha’sız olurmuş! Namazda Türkçe Kur’ân okunmalıymış!

Soru

− Evet Üstadım, izledim.

Üstad

− Kadınlar aybaşı hâliyle namaz kılıp oruç tutarmış! 

Soru

− Evet bu varmış…

− Kadınlar da cenaze namazı kılabilir, diyor…

− Ve… Ölülerimizin arkasından Kur’ân okunmazmış!!?

Üstad

− Peki bunlara cevap verebilecek kimse çıkmıyor mu?

Soru

− İzmir’de kadınlar ilk kez cenaze namazı kıldı…

Üstad

− Harika!.. Türkiye’de devrimler başladı demek!!!???..

Evet, demek artık namazda Kurân’ın Türkçesini okuyabileceğiz?

Soru

− Öyleymiş.

Üstad

− Fâtiha’sız da olabiliyormuş namaz…!!?

Evet… Sorusu olan var mı?

Namazın Kurân’da tarifi yoktur!

Namaz hadislere dayalı bir şekilde edâ edilir…

“Fâtiha’sız namaz olmaz” sözü de Allâh Rasûlü’ne aittir!

Soru

− Üstadım, ben dinledim. Eğer hiçbir şekilde Fâtiha’yı Arapça okuyamıyor ve bilmiyorsa, namaz kılmak istiyorsa Fâtiha’nın Türkçe mânâsını söyleyerek kılabilir. Onu da yapamıyorsa… Herhangi bir sûreyi okuyarak namaz kılabilir… dedi.

Üstad

− Teşekkür ederim..!

Soru

− Rüya nedir?..

Üstad

− Bu konuyla ilgili olarak “HZ. MUHAMMED NEYİ OKUDU?” kitabının yeni baskılarındaki ek bölümü okudun mu? Orada geniş bir açıklama var, rüyalarla ilgili olarak!

Soru

− Tevbe Sûresi 20. âyette “iman edip hicret edenlere” kurtuluş vadediliyor… Buradakı “Hicret”in mânâsı nedir?

Üstad

− Kişinin iki dünyası vardır!.. Birinci dünyası, madde dünya; ikinci dünyası da bâtın yani iç dünyası…

Bu âyet, kişinin zâhir ve bâtın dünyasında hâkim olan tek kudretin Allâh olduğuna işaret ediyor… İmanın neye olduğunu “AKIL VE İMAN” kitabında açıklamıştım…

“Ey İMAN EDENLER, “ALLÂH”a iman edin!”

deniyor; biliyorsunuz!..

Yani, iman edenlerin hayal edip varsaydıkları tanrı kavramından arınıp, “ALLÂH İsminin İşaret Ettiği”ne iman etmeleri isteniyor…

Bundan sonra da onlardan talep edilen şey; varlıklarını oluşturan “ALLÂH İsminin İşaret Ettiği Varlığa” hicret ederek onun gereğini yaşamaları!..

Bir kişiyi sevip onsuz yaşayamayacağını söyleyen kişi, imanı reddetmektedir! İnsanlar iman edip, “ALLÂH”a hicret etmek mecburiyetindedir; eğer iman ediyorlar ise gerçekten “ALLÂH” ismiyle işaret edilene!

Soru

− İnsan-ı Kâmil isimli eserde; “Hak denilen yüce Zât, “ALLÂH” ismini, insana ayna yapmıştır”... diye yazılı… Bunu açıklar mısınız?

Üstad

− İnsan, aynası olmadan kendini görebilir mi? Aynaya bakarak insan, kendini tanır!

İnsan, Allâh’ın yeryüzündeki halifesi ise; kendindeki halife olma özelliğini de bir aynada seyrederek tanımak zorundadır!

Kişide kudret sıfatının açığa çıkması ayrı şeydir… İlim sıfatının açığa çıkması çok çok ayrı şeydir!

Kendini tanımak, hakikatini bilmek; ancak ilim sıfatının açığa çıkmasıyla mümkündür… İlim sıfatının açığa çıkması da topluma dönük olarak; Muhammed Aleyhisselâm ile gerçekleşmiştir…

Kudret sıfatı da en geniş şekliyle Deccal’de açığa çıkacaktır..!

İlim sıfatı, ancak Zâtına seçtiklerinde açığa çıkar… Kudret sıfatından daha faziletlidir!..

İlim sıfatı ise o devirde Mehdi’de de açığa çıkmaktadır! Bu yüzden de Mehdi, Deccal’den değerli olmuştur!..

Daha önceki kavimlerde de kudret sıfatının açığa çıkmasıyla büyük gelişmeler yaşanmıştır o toplumlarda… Medeniyet ve teknoloji olarak bizden çok daha ileri toplumlar da olmuştur geçmişte… Ama ne var ki o toplumların hiçbiri Muhammed ümmetindeki İLİM zuhuruna ulaşmamıştır!

Bunun sonucunda da kudret zuhuru onların zehiri olmuş ve helâk olmuşlardır!.. Bu yüzdendir ki, ilimsiz kerâmet açığa çıkarmak, bütün evliyaullâh nazarında, aybaşı gören kadının kanı olarak nitelendirilmiştir! Anlatabildim mi?

Soru

− Üstadım, geçmiş derken… Âdem Aleyhisselâm’dan önce mi?

Üstad

− Evet!

Soru

− Üstadım, Fiyl Sûresi’ndeki Ebabil kuşlarını ve attıkları sicciynleri açıklar mısınız?

Üstad

− Ebabil kuşları yaşanmış bir olay olarak tarihte geçiyor… Yorumu yoktur…

Soru

− Üstadım, Rasûl, Nebi ve Peygamber kelimelerini biraz açabilir misiniz…

Üstad

− Rasûl=Elçi anlamındadır… Nebi=Görevli olarak insanları Allâh Dinine davet edendir… “Peygamber”, Farsça’da “Nebi” anlamındadır ve kesinlikle kullanılmaması gereken yanlış bir kelimedir. Bu kelimeyi silin hafızanızdan!

Soru

− Üstadım, bu gece İlâhiyat prof.larından birisi ilk defa elest bezmin’deki elestü birabbiküm hitabının ana rahminde gerçekleştiğinden bahsetti HBB de.

Üstad

− Eeee? Ana rahminde kim kime böyle hitap edip soruyormuş? Ana rahmindeki ceninde bu soruyu cevaplayacak bilinç var mıymış?

Soru

− Üstadım, Prof. öyle söyledi…

Üstad

− Prof. söyledi; dinleyenler de Prof. öyle söyledi diye kabullendi!!! 

Soru

− Dedi ki; Âdemoğullarının sûlbünden zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahit tutmuştur; bu yüzden de; ruhlar evvelce yaratılmış değildir!

Üstad

− “Ruhlar evvelce yaratılmış değildir!..” ifadesi biraz yapıştırma gibi geldi bana!

Soru

− Nasıl yani?

Üstad

− Söylüyor doğruyu ama, nasılını bilmeden anlamında!

Soru

− Üstadım, Talâk Sûresi 12. âyetini açıklar mısınız? “Allâh yedi kat gök ve yeri yarattı… Emirleri bunların arasından geliyor..”

Üstad

− Bunun cevabını anlamak için, önce kafamızdaki tanrı kavramından kurtulmak gerekir…

Soru

− Dedikodu şirk midir?..

Üstad

− Kimin hakkında dedikodu veya gıybet yaptığını bilmeyen, fark etmeyen, zaten “MÜŞRİK”tir!..

Karşındakinin hakikatini göremediğin sürece et kemik görüp secde etmeyen şeytan gibi olursun…

Doğru mu acaba? Günlük yaşantı içinde nasıl fark edeceğiz karşımızdakini..? Üstelik onunla diyalog hâlinde iken!

Soru

− Üstadım şu anda Star TV’de Diyanet İşleri Başkanı, kadınları Bayram Namazını birlikte kılmaya davet ediyor… diye altyazı geçiyor.

Üstad

− Namaz kılmayı önce öğrenseler de… “Namaz” nedir onu öğretseler de…

Soru

− Üstadım, Nostradamus gelecekten nasıl haber veriyor? Dinî kitap satan birçok yerde kitaplarını görüyoruz… İlhamı cinnî midir?

Üstad

− Mesajlarından ve o günkü çalışma tarzından bize intikâl eden bilgilere göre cinlerle ilişkili olduğunu düşünüyorum!

Soru

− 2000 yılının cinlerle bir ilgisi var mıdır?

Üstad

− Sorunun mahiyetini anlayamadım?..

Soru

− Cinlerin insanları kandırmak için 2000 yılına kadar süreleri olduğuna dair haberler duymuştuk.

Üstad

− Benim o konuda bir bilgim yok! 

Soru

− Talâk Sûresi 12. âyeti olan; “Allâh yedi kat göğü ve bir o kadar da yeri yarattı. Emirleri bunların arasından geliyor” açıklar mısınız?

Üstad

− O âyetin mânâsını Allâh Rasûlü’nün sahabesi içindeki, Rasûlullâh’ın “âlim” diye nitelendirdiği zât olan Abbas bile “İnsanlar benim boğazımı keser” diyerek açıklamamışken; ben nasıl açıklarım!!!

İlimde o olgunluğa gelirseniz, ne anlam taşıdığını bu cümlelerin, kendiniz görürsünüz…

Soru

− Üstadım, mahşer günü ile ilgili kaynaklarda Mîzan olayından bahsediliyor…

Yani kişinin günahları ve sevaplarının tartılacağı; günahları ağırsa cehenneme, sevapları ağırsa cennete gideceği belirtiliyor. Diğer taraftan başka kaynaklarda da kişinin günahları kadar cehennemde kalacağı, daha sonra cennete gideceği belirtiliyor. Bu ikisi aynı şey midir?.. Yoksa nasıl birleştirebiliriz..?

Üstad

− Bu olay sembolik bir anlatımdır… Kişinin yaptıklarının hesabı zaten “Allâh Seriy’ul Hisab’tır” hükmünce anında değerlendirilmektedir…

Cennete girecek olan herkes cehennem ortamından geçmek mecburiyetindedir… Sevapları, yani onu cehennemin azabından koruyacak enerjisi daha fazla ise, yanması az olur…

Cehennemin maddi azabından hadsiz hesapsız güçlü olan mânevî yanı, düşünsel azabıdır! Kişi kendisine azap veren yanlışlarından arınmadıkça cehennemden çıkamaz!..

Meğer ki o arada kendisine ŞEFAAT ulaşsın! Bu ulaşacak olan şefaat nedir?..

Burada fark etmemiz gereken çok önemli bir husus var..!

Cehennem ortamıyla ilgili ŞEFAAT hadislerini hatırlayın…

“Nebi ve Rasûl ve Evliyaullâh mertebelerine göre, Allâh’ın izniyle cehenneme girer ve tanıdıklarına şefaat ederek cehennemden çıkarırlar…”

anlamında açıklamaları var Rasûlullâh’ın… Nedir bu olay?..

Önce dünya yaşamından bir örnek verelim… Gerçek itibarıyla Dünya, cehennem ortamı içindedir!.. Ayrıca bu cehennem ortamında herkesin yanışı da; kendisine yerleşmiş olan şartlanmalar, değer yargıları ve bedene bağımlılık (tabiat) oranındadır!

Bu gerekçeler dolayısıyla, dünya yaşamında çeşitli olaylarla birlikte yanmaya başlarsın! Bu, uykularında da devam eder!.. Dolayısıyla ölüm ötesine de sıçrar!.. Yanmana sebep olan şartlanma veya değer yargısından arınabilirsen, o takdirde yanman biter! Bu da ancak sendeki değer yargısının yanlış veya yersiz olduğunu bildirecek yani sana ŞEFAAT edecek bir zâtın varlığı ve aracılığıyla olur!

ŞEFAAT, seni yanlış bilgiden arındırarak gerçeği idrak ettirme olayıdır!..

İnsan cehennemden, imanlı ise ancak şefaatle kurtulur! Bunun sonucunda da cennet yaşamına ve daha doğrusu boyutuna adapte olur… Anlatabildim mi dostlar..?

Başka sorusu olan?..

Peki öyle ise, hepinize iyi geceler… Hoşça kalın!