OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− Pazar günü yazdığım masalı(!) herkes ciddiye alıp hemen savaş var ve Mehdi çıkacak zannetti… Mevlâna’nın zamandaşı Sadreddin Konevi de o zaman yazdığı eserinde birkaç yıl içinde Mehdi çıkacak diye yazmıştı… Aradan asırlar geçti ve hâlâ birkaç yıl içinde Mehdi çıkacak diye bekleyenler var!.. Sanki çıkması için gerekli bütün şartlar oluşmuş gibi! Naklettiğim şartların hangi biri oluştu ki, gerisi oluşsun!..

Öyle yakında harpti, Mehdi’ydi falan beklerseniz, bin sene önce bekleyenler gibi olursunuz!..

Sakın ola ki, pazar günü anlattıklarımı hemen yarın olacakmış gibi düşünüp yaşam düzeninizi bozmayın!.. Ama yarın ölebilecekmiş gibi ölüm ötesi yaşama hazırlanmayı da ihmâl etmeyin!..

Savaşlar değil ama, ölüm hemen yanımızda… Belki bana, belki sana, belki bir yakınına!.. Kimin sırada olduğu hiç belli değil!..

Ben, her hâlükârda sizleri yeniye ve geleceğe açık olmaya davet ediyorum…

Şu sohbetler yüzünden şimdilik en az 100 kişi bilgisayar alıp, internete girdi, dünyaya pencere açtı evinden… Nice yeni dostlar edindi… Evinden çıkmadan, pek çok dostla görüşüp, fikir alışverişinde bulunup, yeni şeyler düşünebiliyor…

Daha ötesi bu arada, birbirimizle telepatik bağ oluşturup, direkt beyinsel bağ oluşturabiliyoruz CHAT süresi içinde!.. Kitaptan alamayacağınız açılımı bu chat sırasında alabiliyorsunuz… Çünkü PC konsantrasyon ve yönelim aracı oluyor…

Dostlarım…

Kesinlikle yeni olan her şeye açık olun ve o yeniye önyargısız bir şekilde yaklaşın!..

Her yeni Allâh’ın bir lütfudur!..

Eğer onu sisteme oturttuğunuz zaman size geleceğiniz yönünden yarar sağlamıyorsa, terk edin… Ama sisteme uyuyorsa, o zaman hemen değerlendirin…

Evet, epeydir soru almamıştık… Ben kısa kesip sorularınızı alayım..?

Soru

− Üstadım… Füsûs da geçtiği gibi; İlimde Mürsel Nebilerin rütbesini ve Rubûbiyetin özelliklerini bilen bir yapı Firavun… ve cennette olduğunu söyleyen Arabî, Ciylî ve diğer evliyaullâh…

Buna göre, hadisde geçen; Firavun’un suda boğulduğu sırada, CEBRÂİL’in: “Ey Muhammed sen beni, denizin çamurundan alıp Allâh’ın RAHMET’i ona ulaşıverir korkusuyla ağzını tıkarken görseydin…” hadisini nasıl anlamalıyız?..

Üstad

− Hadiste bundan sonra “Firavun imansız öldü” eki var mı?..

Cevap

− Hayır, Üstadım… 

Soru

− Âyette: “Musa dedi ki: Ey Rabbimiz!.. Hakikaten sen, Firavun ve ileri gelenlerine dünya hayatında ziynet ve nice mallar verdin… Ey Rabbimiz, senin yolundan insanları saptırsınlar diye mi (bu nimetleri verdin)… Ey Rabbimiz, onların mallarını yok et, kalplerine sıkıntı ver, çünkü AZABI GÖRÜNCEYE KADAR İMAN ETMEZLER!.. ” buyuruluyor…

Firavun’un imanla vefat edeceğine bu âyette ayrıca işaret etmez mi?..Teşekkür ederim…

Üstad

− İman, ölmeden önce geçerlidir!.. Azabı görünce Firavun’un iman ettiği de bu âyetten çıkartılabilir elbette… Teşekkür ederim…

Soru

− İlmin malûma tâbi oluşu ile malûmun ilme tâbi oluşu arasındaki farkın, kemâlât mertebelerine göre oluşunu tam anlayamıyorum. Bir örnekle yardımcı olmanızı rica ediyorum.

Üstad

− Ortada birtakım nesneler var ve sen onlardan mı bilgi alıyorsun; yoksa dilediği gibi dilediklerini mi meydana getiriyorsun…

Yani Allâh dilediği gibi mi yaratıyor; kendisi dışında var olan şeyleri mi değerlendiriyor…

Cevap

− Teşekkürler Üstadım.

Soru

− “Cem’de kalıp farka gelmeyen zındıktır” diyen Hz. Âli’nin sözü hangi hikmete dayanmaktaydı?..

Üstad

− Allâh’ın Esmâ’sının zuhurunu zâhirde seyirden gâfil olana “zındık” derler…

Soru

− Üstadım, ölümden önce uyanamamışsak ölümle birlikte buna benzer bir rüyayı yaşamak zorundayız (yanlış anlamamışsam) ama burada “ahmağın cennetini” anlayamıyorum.

Üstad

− Ölümden önce hakikati idrak edip yaşayamayan, ölüm ötesinde de bunu yaşayamaz!..

Hakikatin irfanı olmayan; demektir bunun anlamı…

Cehennemde insan kalmayacaktır!..

Bütün insanlar cennete gececektir!..

Ama insanların önemli bir kısmı İRFAN sahibi olamadıkları için, cennette de, buradaki gibi kendi güzellikleriyle kifâyet edecek, Allâh’a yakînin sonuçlarını elde edemeyeceklerdir!.. 

Soru

− Fâtiha’yı yaşamak, içerdiği anlamlarla hâllenmek şeklinde anlayabilir miyiz? Eğer doğruysa bu konuyu biraz daha açmanız mümkün olur mu? Teşekkürler…

Üstad

− Fâtiha “OKU”nunca, zaten yaşanır…

Cevap

− Teşekkürler, Üstadım…

Soru

− Einstein’a ait genel görecelilik kuramı, holografik evren kuralına göre önemini yitiriyor mu?..

− Bazı huylarla mücahede Mele-i Â’lâ’nın buğz etmesine sebep olabilir. Bu durumda mücahedeye devam, sisteme meydan okumak olmaz mı?..

Üstad

− Mücahede, müşahedenin kapısıdır; diyen Abdülkâdir Geylânî… Ondan daha iyi kim biliyorsa, bana söyleyin yararlanayım…

Soru

− Kurân’da Hz. İsa için, “Abdullâh” olma tâbiri var… Bu anlam ilâhî hüviyetten sahip olduğu Abdullâh’lık vasfı ile eşdeğer midir?..

Üstad

− Abdullâh olmanın da mertebeleri varmış; tıpkı İnsan-ı Kâmil’ler arasındaki kemâlât farkı gibi…

Soru

− Bazı kemikleşmiş huylar var ki, sadece şuurda terk yetmeyebilir. Bu durumda mücahedeyi fiiliyatta yapmak gerekir mi?

Üstad

− Toplum düzenine ters düşmüyorsa,evet!..

Soru

− Ölümü tatmış kişilerin, Dünya’da olanlarla iletişim kuranları var mıdır? Varsa sistemi nedir?..

Üstad

− Dünya’da iken, ölüm ötesi boyutta diledikleri ile görüşebilenler, ölüm ötesinden de buradakilerle görüşebilirler…

Soru

− Rüyada kan görmek o rüyayı iptal etmektedir!.. Nedenini açıklar mısınız?..

Üstad

− Bilmiyorum!..

Soru

− Bir hadîs-î şerîf’te “Hamd, şükrün başıdır. Allâh’a hamd etmeyen şükretmiş olmaz” demektedir. “Hamd”ın ve “Şükr”ün kullanım alanları ayrı olduğu dikkate alındığında, bu hadîs-î şerîf’i nasıl değerlendirilebiliz? Teşekkür ederim… 

Üstad

− Hamd, değerlendirmektir… Değerlendirilemeyen şeyin elbette ki şükrü de olmaz…

Soru

− Üstadım… “Şükr eden oruçsuz kimseye, sabreden oruçlunun sevabının misli verilir” hadisinde “ŞÜKR eden oruçsuz” kişiyi nasıl anlarız?..

Üstad

− Sabırda tahammül, katlanma vardır… Şükürde ise nimeti vereni görme vardır… Bahsedilen oruç da Ramazan orucu değil, yararlı oruçtur! Yararlı orucu katlanarak tutmaktan ise nimeti vereni görerek yemek daha iyidir, anlamınadır…

Soru

− Allâh Rasûlü’nün “İnsanın Kâbe’ye gözü değdiği vakit; Allâh’tan ne dilerse olur” hadisine göre gerçek ‘dua’ mı kast edilmektedir?.. Şayet bu şekilde ise bu fonksiyon bir insanda nasıl meydana gelir?.. Teşekkür ederim…

Üstad

− Gözden (nazar=bakış) murat, Kâbe’nin hakikatine yönelen, şuurdur… Öyle olursa, sonucu da oluşur!.. Kâbe’nin hakikatine nazar edebilenin edeceği istek de oluşur zaten!..

Soru

− Vehim gücünün yaşamı meydana getirdiğine, yaşam da istidat ve kabiliyet doğrultusunda ortaya çıktığına (şekillendiğine) göre… Bu noktada, kaderin değil de, kişinin yaşamının değişiminden (değişmesinden) söz edilir mi?..

Üstad

− Yaşamın, Kadere uygun bir şekilde yönlenmesidir söz konusu olan…

Soru

− Bir hadiste; “Bâyezid-i Bistamî ve İsa (a.s.), İsrafil’in kalbindedir” denmektedir… Bu hadiste İsa (a.s.) ile Bâyezid-i Bistamî’nin müşterek olan yönleri nedir? Açıklar mısınız… Teşekkür ederim…

Üstad

− Teşbih hakikatinin fıtratlarında ağırlık kazanmış olması… Ancak bunun hadis olduğunu sanmıyorum.

Soru

− Hawking’in öne sürdügü Evren içinde artan ısı ve düzensizliğin bir sonucu olarak, Evren için de bir kıyametin söz konusu olduğuna Kur’ân-ı Kerîm’de işaret edilmekte midir? Eğer böyleyse mevcuttakine benzer bir evrenin ve insanlığın belki de kıyametten sonra tekrarlayacağını düşünebilir miyiz?..

Üstad

− Evren içre evrenlerden söz eden bölümü okumamışın… “ALLÂH” kitabına son ilave edilen 13. – 18. bölüm arasını oku… “Allâh ve nokta” ile ilgili bölümü… 

Soru

− Aktif mücahede mi, pasif mücahede mi; yani olayların üstüne gitmek mi, olayların seni bulmasını beklemek mi; hangisi kestirme yol?..

Üstad

− Elinden ne geliyorsa onu yapman en iyisidir kanaatimce…

Soru

− İbni Arabî; “Zikri terk her şeyin efdalidir” derken, zikrin hangi yönünü kast etmektedir?..

Üstad

− Tanrı’yı zikretmeyi terk!..

Soru

− Bazı kemikleşmiş huylar var ki sadece şuurda terk yetmeyebilir bu durumda mücahedeyi fiiliyata sokmak gerekir mi?

Üstad

− Evet!..

Soru

− Klasik anlatım dışında, Teklik yönüyle mekr kavramını açar mısınız?..

Üstad

− Teklikte kesret olmadığı için, mekr de olmaz!..

Soru

− Üstadım… Anlatmış olduğunuz pazar masalında, Hz. İsa İstanbul’a mı gelecek?.. Çıkacak olan 30’a yakın Mehdi, Mehdiliğini alenen açıklayacak mı? Teşekkürler…

Üstad

− Hz. İsa hadise göre Şam’da ortaya çıkacak… O sırada Deccal, kendisine inananlarla birlikte Mehdi’yi muhasara etmiş vaziyette olacak Şam yakınlarında; diye yazıyor kitaplar…

Sahte Mehdi’ler −ki bunlar cinler tarafından aldatılan insanlardır− kendilerini Mehdi olarak ilan edecekler ve insanları kendilerine davet edeceklerdir…

“Mehdilik” bir işlevdir ve bu işlevi yapanın adı “Mehdi”dir… Bu işlevi yapmayana “Mehdi” demek; şarkıcıya “paşa” demek gibidir.

Soru

− Üstadım, Efendimiz kendisinden 250 yıl sonra yaşamış Bâyezid-i Bistamî’yi hadisinde anmış mı gerçekten yoksa bir karışıklık mı oldu?

Üstad

− Sanırım bir yakıştırma… 

Soru

− Evliyanın, Rasûlullâh Efendimiz (a.s.) ile görüşüp almış olduğu şeyler de hadis olarak anılır mı?

Üstad

− Görüşenler Ricali Gayb ise, inananları tarafından öylece kabul edilebilir…

Soru

− “Abduhû ve Rasûluhû”, yani Abdullâh ve Rasûlullâh dediğimizde, “Hû” isminin kulu ve Rasûlü olmakla Allâh isminin kulu ve Rasûlü olmak arasındaki anlam farkı nedir…

Üstad

− Birisi Allâh’ı Hüviyetinde bulmayı anlatır… Öteki, Allâh ahlâkıyla ahlâklanmış olmayı…

Dikkat!.. İsmin kulu olunmaz!.. İsimle işaret edilen mânânın zuhurundan söz edilebilir.

Arkadaşlar yeniler için söylüyorum… Bu oturumlar dışında yazılarla meşgûl olduğum için ikili chatlere vaktim yok… İsteyenler mesaj atabilir… Fakat özel, kişisel konularda sorulara cevap veremem… Herkes kendi ilmine göre ne yapacağına kendisi karar versin…