OKYANUS ÖTESİNDEN

Ahmed Hulûsi

Üstad

− “FITRAT” nedir ve nasıl oluşur?..

Cevaplar

− Fıtrat, herhangi bir şekilde halkeden değil, varoluş gayesine bağlı olarak halkedendir. Bütün mevcudatın halkedilişindeki ilk aşamadır.

− Birimin ya da varlığın varoluş gayesini oluşturan programdır. Kudret sıfatının zuhuruyla oluşur, diye düşünüyorum.

− Varlığın özündeki yaratıcılığın kendi mânâlarını seyretmek için Esmâ’sını belli terkipler hâlinde programlaması ve aşikâre çıkartması.

− Allâh’ın seyretmeyi dilediği terkibin oluşması fıtrat’tır. Dilemesiyle oluşur.

− Dilediği gayeye uygun olarak birimlerindeki Esmâ terkibine denir fıtrat…

− Öz yapının dilediğini oluşturma mekanizmasıdır.

− Yaradılış özelliğimiz, programımızdır. 120. günden oluşarak doğum anına kadar sürer.

− Seyretmeyi dilediği mânâları, Esmâ terkipleriyle, mânâlara uygun bir biçimde ortaya koyan…

− Tek’in dilediğini dilediği programla oluşturmasıdır.

− Fıtrat, ilâhî programlamadır. Tüm mevcudatın özündeki programlamadır.

− Teslim olunan program. Boyutsal inişle tafsile gelen ayânı sâbite’nin çoklukta algılanışı.

− Var edilenin varoluş programı (düzeltme).

− Fıtrat, mânâlarımın seyridir. Ne oranda dilediysem seyri de ona göre oluşur.

− Varlıkların varoluş gayesi.

− Fıtrat, varoluş programıdır…

− Ortaya çıkacak tecellilerin programlanması ve yaratılmasıdır…

− Allâh’ın programlamasıdır… Dilemesiyle oluşur…

− Her boyuttaki birimlerin varoluş amaçlarına uygun olarak formatlanmasıdır.

Üstad

− FITRAT nedir, nasıl oluşur idi sorum..?

Cevaplar

− Fâtır’ın dilediğini gerçekleştirmek üzere oluşturduğu terkip… Fıtrat, ilk yaratmak demek olan yaratılışın ilk tarz ve hey’etini ifade eder…

− Fıtrat ana programdır ve çevre, yüksek enerji, sistemin çıkarlarına göre şekillenir.

− Varoluş programıdır. 120. günde oluşur.

− İlk yaratılış programı…

− Programlanış ve yaradılıştır. 

Üstad

− Ek soru:

Benim FITRATIM ne zaman oluştu?.. Evrenin oluşuyla mı, dünyaya gelmeden önce mi; yoksa bir başka zaman diliminde mi?..

Ezel ne zamandır?

Cevaplar

− An içinde olup bitti.

− Bahsettiğim format, “fıtrattır” diye düşünüyorum, ama insan için kuvveden fiile çıkışında ilk adım 120. gün desek bile, diğer birimlerinki ne zaman bilmiyorum.

− Evrenin oluşumuyla diye düşünüyorum Üstadım..

− Hepsi “Dehr” anında Allâh’ın ilminde olup bitti. Zuhura çıkışı ‘bize göre’ değişik zamanlarda ve genişletilmiş biçimde oluşuyor.

− Noktanın açılmasıyla bütün evrenin yaratıldığı anda. Ki o an da tek bir andır.

− Düşüncede bir anda olup bitti. Zaman bize göre var.

− “DEHR” de…

− Fıtrat, zuhura gelecek tecellilerin Ezel-i İlâhî’de programlanışı ve yaratılışıdır… Sizin fıtratınız, ilk akıl denilen Akl-ı küll’de oluştu.

Üstad

− Nerede Akl-ı Küll?

Cevaplar

− Akl-ı Muhammedî = Akl-ı Küll.

− Dehr’de.

− Fıtratın “An” içinde oluştuğunu sanıyorum…

− Kâinatı yaratmazdan önce kazası ile…

Üstad

− Bir arkadaş önceki sohbetlerden birinde “Aşk nedir?” demişti… “Fıtratında olup da kendinde aşikâr olmayanı bulduğuna yönelme şiddetidir” demiştim… Bunu bana kim açabilecek?..

Cevaplar

− Bilinç, salt enerji hâlinden yüksek frekanslı bir dalga boyu olmayı DİLER. Dilemesi fıtratını oluşturmasıdır.

− Genetik intikâlinde olup, açığa çıkmamış özellik olarak düşünüyorum…

− Kişi elbet fıtratında olanı yerine getirecektir. Çokluk âleminde bir sebep ile bir başlangıç söz konusudur.

− Kendini TÜM olarak hissedebilmek için, eksik gördüklerini tamamlayabilme arzusu…

− “HÛ” kendini seyr etmek dileyince, yarattığı ilk mahaldir, ki AŞK’ın da ilk zuhur mahallidir… O sebepten HABİBİM buyurmuştur… İşte insan da gerçek anlamda ÂŞIK olabilirse ÖZ’üne yönelir… 

− Tıpkı elementlerde olduğu gibi hep elektronlarını arttırıp düzenli olmayı dileyen elementler gibi, kendinde olmayanla karşılaştığında, bilinç boyutunda yükselmek için farkında olmaksızın oluşan çekim gücü…

− Tümel oluşta hangi katmanlar ve mekanizmalar geçerli ise birimsel oluşlarda da aynı katmanlar ve sistem geçerli olur kanaatindeyim… Dolayısıyla FITRAT, zuhura gelecek oluşların ilim boyutunda programlanışı olup her neye nispet edilirse geçerlidir, kanısındayım…

− Birimin fıtratını yaşaması, bu kabiliyetle donanmış bir birimle karşılaşmasına bağlıdır.

− Aşk, iki ayrı varlığın birbirine karşı duyduğu bir çekim değildir tabii ki… Benim fıtratımda olup da, yeterince açığa çıkmamış; yaşayamadığım mânâyı fark ettiğim an, o mânâyı algılayıp, hissedip yaşamak istemem dolayısıyla, o mânâlarla özdeşleşme arzumdur! Onları yaşama arzumdur…

Üstad

− Sorumu yeni girenler için tekrarlıyorum…

FITRAT nedir?.. Benim fıtratım ne zaman oluştu?..

Aşk−fıtrat bağlantısının birime veya “Allâh”a olması arasında ne fark vardır?..

Cevaplar

− Yaradılış amacı henüz gerçekleşmemiş olmasına rağmen kişide o amaç için oluşmuş kapasite, o kişiye o boşluğun dolmasına yönelik bir enerji verir ki bu da aşk ile ifade edilir gibi geliyor bana.

− Her an oluşmakta Üstadım… fark yoktur; volume farkı vardır…

− Açıklayabildiğim kadarıyla, fıtrat, ezelde oluşur! Ancak, “ezel”, evrende, dışarıda, zamanın en gerisinde anlamına değil, “varlığın boyutsal öze iniminde” diye anlaşılmalıdır. Bu itibarla, birimin fıtratında olan, aslında özünde mevcut olandır! Özünde mevcut olup, hakikatinin gereğini ortaya koyamadığı, ancak seyrettiğine kapılması, aşktır… O özellikler O’na ait olduğu için, sevilen Allâh’tır…

− Genetik intikâlinde olup da açığa çıkaramadığı mânâları bulduğu mahalle yönelmesi…

− Aslında bir fark yoktur; fark, “farkında olmamak”tır…

− Vuslata ermesi hâlinde sonuç farklıdır…

− Birime olanda şirk vardır. Allâh’a olanda ise TEK’liği kavramak, ÖZ’ünü anlamak vardır, sanırım.

− Birime olan aşk, kendimiz dışındakiler içindir. ALLÂH’a olan aşk Öz’ ümüze olan ve fıtratımızdan gelen bir çekim gücüdür…

− Mevcudatta Allâh’tan gayrı olmadığı için birim eğer âşık olduğunun hâliyle hâllenirse, yine kendi terkibini aşmış olacağı için Allâh’a erme yolunda adım atmış olur. Tabii eğer âşık olduğu kişinin düşünce dünyası gelişmiş ise bu Allâh’ın hâliyle hâllenmesine vesile olur.

− Fıtrat “K”nın çıkış noktası olan gendir diye düşünüyorum…

− Birime bağlı olması, o kişinin terkibiyetine muhabbet duyulması ve şiddetli şekilde yaşanmasıdır. Hakikat boyutunda AŞK ise, sıfatlardan ve isimlerden soyutlanınca ancak mümkün olur… VUSLATA ERME hâli… ALLÂH severse… bu da ancak mümkün olur!!!

Üstad

− Fâtır, fıtratı, ilminde oluşturmuş, ve her şey ilminde olup bitmiştir!..

Yaratılmışların tümü bunun içine dâhildir!.. 

Dehr, ilmindeki AN’dır!..

Sonsuz an bize göredir… Ve o sonsuzluğu geçmişten geleceğe olarak değil, aynı zamanda özden dışa doğru olarak anlamaya çalışın demek istiyorum…

Bigbang’deki gibi mekânsal bir genişleme hayal etmeyin!..

Noktadaki âlem, sonsuz, sınırsızdır bize göre ve “Her an yeni bir şandadır” uyarısı ile değerlendirilmelidir!..

Bireysel fıtrat bizim anlayışımızdan doğmaktadır!.. Tek bir fıtrat söz konusudur!..

Resim içindeki, fırçanın kıllarından birinin darbe izidir Hulûsi!.. Resim, yapılmadan önce tahayyül edilmiştir ressam tarafından; ondan sonra dökülmüştür tuvale!..

Bendeki bu aşk, fıtratımdandır!.. Fıtrattandır!..

Ezel, mekânsal değil boyutsal ise, bunu nasıl anlayacağız?..

Ezel göresel mi? Mutlak mı?..

Aşk birime midir; birimdekine mi?..

Cevap

− Mecazî aşk birime, mutlak ve gerçek aşk birimdekinedir.

Üstad

− Birimdekine ise; birimdeki fıtratında olmasa, ona âşık olunur mu?..

Şirk birime aşktan mı doğar; birimdekine gâfil olmaktan mı?..

Âşık olduğun birimdeki ise böyle… Allâh’a âşık olmak nedir?..

Allâh’a âşığım diyen neye âşık olduğunun acaba farkında mıdır?..

Soyuta âşık olmak niyedir, nasıldır; sonucu nedir?..

“Allâh” somut obje olmadığına göre… O’na âşık olmak ne demektir?..

Birime ve bedene âşık olan, Allâh’a yüz çevirmiş mi olur?..

Bütün bunları ciddi olarak düşünmek ve tefekkür sistemimizde yerli yerine oturtmak zorundayız…

“TAKLİDÎ kabulün” ötesine geçmek istiyorsak… “Dediler, öyleyse öyledir”den, geçmek zorundayız; bilinçli bir kişi olmak istiyorsak…

Evet, bunları yeniden düşünüp tartışalım…

Soru

− Üstadım… Âyette geçen, (5:110) “Ey Meryem oğlu İsa seni Ruh-ül Kuds ile kuvvetlendirip…”, “Tevrat’ı ve İncil’i ÖĞRETTİĞİMDE…” diye bahsederken, Efendimiz için; “Sen ÜMMÎsin; bundan önce bir kitap okumuyordun, sağ elinle de onu yazmıyordun…” diye Efendimizin ÜMMÎliği ve daha önce bir kitabı okumadığı vurgulanırken; İSA (a.s.)’ın Tevrat ve İncil’i öğrenmesini ve ÜMMÎ vasfının diğer Nebilerde geçmemesini nasıl anlamalıyız?..

Üstad

− Efendimize kadar olan Nebiler, insanlara yaşam ve ölüm ötesine yönelinmesiyle ilgili hükümleri açıklamışlardır…

Efendimiz ise Hanîflikle başlayıp, sistemi okuduktan sonra Zâtını tanımanın getirdiği ilimle, insanlara sistemi ve kendini tanımayı öğretmiştir… Bu yüzden de ümmî kökenlidir, denmiştir… Daha önceden Tevrat ve İncil’i de okumamıştır. “Ümmî”liğin bir anlamı da bu kitapları okumamış olandır.

Teşekkürler ve hepinize iyi geceler…